Anadolu'dan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anadolu'dan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2011 Salı

Engin Bekdemir Kayserispor'da

Hangi mevkide oynuyorsun?
10 numara bölgesinde oynuyorum. Yani forvetin arkasında, oyun kurucu pozisyonda. Futbola başladığım günden bu yana aynı bölgede görev yapıyorum.
Örnek aldığın, onun gibi olmak istediğin bir oyuncu var mıydı?
Zinedine Zidane'ı çok beğeniyorum. Tam anlamıyla bir Zidane hayranım. Kendime de hep onu örnek alıyorum. İnşallah ileride onun kadar iyi bir futbolcu olabilirim.
Ara paslarını iyi kullanıyorum
Bir 10 numara olarak kendinde eksik gördüğün ve beğendiğin yönler neler?
Önce eksik gördüğüm yönlerimden başlayayım. Açıkçası fizik olarak biraz daha kuvvetlenmem gerektiğini biliyorum. Ayrıca sol ayağımı daha fazla kullanmam gerekiyor. Bu eksiklerimi gidermek için hem hocalarımla hem de özel olarak çalışıyorum. Beğendiğim özellik ise ara paslarını iyi kullanmam. Bir de forvetteki arkadaşlarıma yardım ederim, onları yalnız bırakmam.
Günümüz futbolunda bir 10 numaradan sadece hücuma değil defansa da mümkün olduğunca fazla katkı yapması bekleniyor. Senin defansif yönün nasıl?
Tabii ki defans yapmadan futbol oynayamazsınız. Bugünün futbolunda hangi takımla oynuyorsanız oynayın çok koşmak, çok mücadele etmek zorundasınız. Bu yüzden hücuma olduğu kadar defansa da katkı yapmam gerektiğini biliyorum ve maçta elimden geldiği kadar defansa da yardım etmeye çalışıyorum.
PSV Eindhoven altyapısıyla da ünlü bir takım. Bize biraz oradaki sistemi anlatır mısın?
PSV Eindhoven bir oyuncu için çok para harcamıyor. Kulübün felsefesi altyapısındaki genç oyuncuları yetiştirip A takıma kadar yükselttikten sonra kullanmak ya da yüksek bedellerle başka kulüplere satmak. Bana yaptıkları gibi küçük yaşlarda transfer ettikleri oyuncunun tüm masraflarını karşılıyor ve eğitimini sağlıyorlar.
Peki, futbol anlamında nasıl bir eğitim alıyorsunuz?
Yaptığımız normal antrenmanların dışında, haftada bir kere oynadığımız maçları takım olarak antrenörlerimizle birlikte analiz ediyoruz. Antrenörlerimiz tek tek maç içinde kimin neyi doğru, neyi yanlış yaptığını detaylı olarak bize anlatıyor. Neler yapmamız ya da yapmamamız gerektiğini tek tek bütün herkese söylüyor. Bu seneki hocalarımız zaten bayağı ünlü kişiler. Philip Cocu ve Ernst Faber'le çalışıyoruz. Onlar gibi büyük futbolculardan bir şeyler öğrenmek bizim için büyük şans
Cocu ve Faber'in sana yaklaşımları nasıl?
İkisiyle de aram çok iyi. Benim üstüme bayağı düşüyorlar. Böyle büyük futbolcuların benimle ayrıca ilgilenmeleri gurur verici.
Hollanda'da Türk oyuncu olmanın zorlukları var mı? Bir Hollandalı oyuncu ile Türk oyuncunun altyapıdan A takıma yükselme süreçlerini kıyaslayabilir misin?
Eğer saha içinde iyi performans gösterirseniz bir sorun yaşanmıyor. Yani sana gösterilen ilgi, saha içindeki performansına bağlı. Ben bu konuda çok fazla zorluk çekmedim. Zaten bizim takımda benim dışımda çok sayıda yabancı oyuncu var. Afrikalı, Brezilyalı oyuncu çok, Hollandalı oyuncu sayısı az (Gülüyor).
PSV Eindhoven'ın A1 takımındaki tek Türk oyuncu sen misin?
Evet, A1'deki tek oyuncu benim ama 1993'lü ve 1995'lilerde birer oyuncu daha var.

Türkiye'de sempati duyduğun bir takım var mı?
Avrupa'daki başarılarından dolayı orada yaşayan insanlar gibi ailemin de benim de Galatasaray'a bir sempatisi var. Ancak ben bir futbolcuyum ve tribündeki taraftar gibi takım tutmuyorum. Tabii ki Türk takımlarını Avrupa'daki maçlarında destekliyorum ama kendi içindeki maçlarda daha çok oyuna bakıyorum.
Türkiye'de futbol oynamayı ister misin?
Süper Lig'de oynamayı isterim tabii.
Büyük takımlar beni istiyor
Türkiye'deki herhangi bir takımdan teklif aldın mı?
Evet, Türkiye'den teklif de aldım. Bu sezon başında Fenerbahçe'den bir teklif almıştım. Daha önce Galatasaray ve Trabzonspor da beni transfer etmek istedi.
Neden bu teklifleri değerlendirmedin?
Türkiye'ye gelmek için biraz erken. Şu sıralar ailemin yanından ayrılmayı pek düşünmedim. Üstelik kulübüm de beni satmak istemiyor. Daha yeni 3 yıllık sözleşme imzaladım.
Milli Takım'daki arkadaşlarından Gökhan Töre, Chelsea'ye yaptığı transferle bir anda Türkiye'nin gündemine oturdu. Gökhan'ı yakından tanıyan birisi olarak onun Chelsea'deki şansını nasıl değerlendiriyorsun?
Gökhan'ı 8 yaşından beri tanıyorum. Avrupa'daki turnuvalarda ve Genç Milli Takım'da hem karşılıklı hem de yan yana oynadık. Çok iyi bir futbolcu. Chelesa'de de başarılı olacağına inanıyorum. İnşallah yolu da açık olur. Onun böyle büyük bir takıma transfer olmasından dolayı gurur duydum.
Peki, senin hedeflerin neler? Gönlünde yatan bir ülke, bir kulüp var mı?
Öncelikle PSV Eindhoven'ın A takımına çıkmayı düşünüyorum. Ondan sonrasını açıkçası pek düşünmedim. Ama ileride Premier Lig veya La Liga'da oynamayı isterim.


Soru: Su an Porto´daki durumun nasil? Memnunmusun?
Engin: Su anki durumum cok iyi. Hocamla da cok iyi anlasiyorum. Her hafta sonu oynuyorum ve kulüp de benden cok memnun su an itibari ile.


Soru: Gelecek icin düsüncelerin neler? Kalacakmisin Porto´da yoksa baska takima transfer olma ihtimalin var mi?
Engin: Su ana kadar A Takim´a kadar cikamadim. Gecen senden beri hala bekliyorum profesyonellere cikma konusunda.Daha 2012 yilina kadar sözlesmem var burada. Bu sene de A Takim´a cikamazsam kiralanmam söz konusu olabilir tecrübe kazanmam acisindan.Neresi olabilecegi konusunda su an bir fikrim yok cünkü daha cok erken.


Soru: Porto´daki futbol egitimi nasil PSV Eindhoven ile kiyasladiginda? Ardada bir fark var mi sence?
Engin: Tabii ki fark var. Kalite farki var diyebilirim.Kalite kayniyor desem yeridir.Arjantin Milli Takimi´ndan, Brezilya, Ghana, Nijerya ve Amerika Birlesik Devletleri Milli Takimlari´ndan oyuncular ile yan yana oynuyorum burada.Kisacasi gercekten klas farki var.










30 Nisan 2011 Cumartesi

Anadolu'dan Hikayeler: Sevdiğim Kız İçin Futbolu Bıraktım

Ülkemizde bir dönem futbol oynamış ve kariyeri inişler ve çıkışlarla dolu bir adam: Ertan Erpek.
Kayserispor taraftarı ona İhtiyar Delikanlı lakabını takmış.

Bu yazıyı okudum ve çok hoşuma gitti. Anadolu'nun, ülkemizde ki normal bir futbolcunun hikayesi.


Görüştüğü bir kız vardır.
Evliliğe ikna eder.
Ama kız bir şart koşar.
“Futbolu bırakacaksın” der.
Ertan Futbolu bırakıp Kayseri’den gider.
Ticarete atılır.
İşleri rast gitmez ve batar.
İşin en garip tarafı ise futbolu bırakırsan seninle evlenirim diyen kızın evlenmemesi.
O günlerle ilgili “ Sevgilisi için futbolu bırakan salak bile diyebilirsiniz” der.
Konya’ya Enver Ürekli gelerek Gençlerbirliği’nde oynamasını ister. Bazı sebeplerden dolayı olmaz.
Yılmaz Gökdel  Kayserispor’da iken hocası olduğundan dolayı Ankaragücü’nde oynamasını ister.
Açık çek verirler ve 1 gün süre tanırlar. Çok büyük paradır.
Ertan “ Kısmet değilmiş” der.
Bir dönem daha Kayseri’ye gelir.
Futbol oynamadan geçen bir dönem vardır.
Birazda yaş.
Bu sefer istemesine rağmen olmaz.
Başkan Üveys Molu Ertan’a bir harçlık vererek terminalden yolcu eder.
Ertan için her şey ogün bitmiştir.
“Televizyonda futbol bile izleyemez olmuştum”  diyor o günler için.
Ertan tekrar iş hayatına döner ve emekli olur.
Evlenmemiştir.
Belki de o günlerdeki hatanın tekrarlanmasından korkmuştu.
Bundan birkaç sene önce beyin felci geçirir.
Ertan “Allah’a şükür buna rağmen iyiyim”diyor.

Bu güzel yazıyı yazan Ayhan Baynal'a teşekkürler. Yazının tamamı için şuraya buyurun.

6 Şubat 2011 Pazar

90+ 'da


Kayserispor geçen hafta ki puan kaybında sonra bu hafta kendi evinde oynayacağı maçı kazanmak zorundaydı. Geçen hafta ki yazımda belirttiğim gibi Kujoviç'i hemen ilk 11 oynatmak yanlış, özellikle kenarda Zalayeta varken. Bu hafta Şota maça onla başladı. Ve doğruda yaptı.

Maçta aynı şeyler oldu genelde. Ankaragücü bütün maç boyunca kontra atak futbolu oynadı, kaptığı toplarla hemen ileriye gitmeye çalıştılar. Ve bunun meyvesini de aldılar. Kayseri'nin önemli bir atağından sonra, top direkten döndükten sonra hemen dönen topla kontra atağa kalktı Ankaragücü.  Murat Duruer ise golü atan isimdi. Kayseri'nin oyun şablonuda farklıydı bu maçta. Orta sahada ki oyuncular tamamen hücuma dönüktü. Ziani-Amrabat ve Ömer Şişmanoğlu üçlüsüyle başlamıştı maça Şota. Maçın hakimi Kayserispor'du tabi ki de. Ankaragücü ise dediğim gibi kontra ataklarla iş yapmaya çalıştı.

Kayseri üstün olmasına rağmen golü bulamadı. Ziani henüz takıma ve buraya uyum sağlamamış gibi gözüküyor. Amrabat ise lig de çıktığı ilk maçtan uzak, bence o performansı bir sürprizdi bize. Kayseri'nin ilk yarıda ki en ciddi atağı direkten dönen toptu ve tabi ki Ziani'nde bize yeteneklerini gösterdiği bir pozisyondu. Birkaç pozisyon hariç maç tekdüze bir şekilde devam etti. Kujoviç ise sonradan oyuna girdiği maçta iyi bir performans gösterip, lig de siftahını yaptı.

Usta golcü Zalayeta 90+4'de belki de daha önceden gol olan pozisyonu çok güzel tamamladı. Birande dönüp kalecinin tam ters tarafına attı şutu. Maçta yaşanan gerginlikler ise çok gereksizdi. Serdar Kesimal ve Ömer'in üzerine oynadı Ankaragücü. Ama Serdar ve Ömer'de onlara dişlerini gösterdiler ve geri adım atmadılar. Böyle olunca da ortalık 2 kere karıştı. Bunun sonucu ise bizim mülayim bir çocuk olarak bildiğimiz Uğur Uçar kırmızı kart gördü.  Kayseri aldığını bu 3 puanla 4. sırada ki yerini korudu.

Ama tabi ki hala takımın zamana ihtiyacı var. Ziani ve Amrabat takıma tam monte olamamış, takımda bu iki oyuncuya tam alışamamış gibi görünüyor. İlk yarı ki oynadıkları oyundan şuanda uzaklar. Yine topa hakimler, yine iyi top çeviriyorlar ama topu olumlu pek fazla kullanamıyorlar. Ziani ve Amrabat'ın tam alışamamış olmasının sebebini maçtan sonra Şota söyledi aslında ; ”Futbolcularımı tebrik ediyorum. Takım oyunun becerirsek başarılı oluruz. Bu her maçta olmalı, devamlılık esastır. Rakibe pek pozisyon vermediğimizi düşünüyorum. Zor bir galibiyet oldu. Her maçta ters bir tekme yiyoruz. Herkes mücadele ediyor, ama ayağa oynayanlar var. Güzel olan futbol oynamak. Dikkatli oynasalar iyi olur” dedi.

31 Ocak 2011 Pazartesi

Biraz Zaman Gerek

Bu hafta oynanan maçlardan birisi de isim olarak dikkat çekiciydi. Karabükspor-Kayserispor maçı. Ligin 2 güzel futbol oynayan takımı karşılaştılar. Karabükspor'da Emenike yoktu, Cernat'ın olmadığı bir takımda Emenike'de olmayınca o takımda mücadele hariç pek bir şey kalmıyor işin açıkçası. Kayserispor ise bir geçiş
dönemi geçiriyor. Ligin ilk maçında gayet hazır bir görüntü çizselerde ileri hattın değişmesi zaman alacak.

İlk maçta döktüren Amrabat bu hafta ki maçta nerdeyse yoktu. Birkaç atak dışında fazla etkili değildi. Tabi bu doğaldır, bence geçen hafta gösterdiği müthiş performans sürprizdi. Hollanda futbolundan gelip, burda bu sertlikte oynamak onun için zor olacaktır. Ziani ise rahatlığıyla dikkati çekiyor. Kaybedecek bir şeyi yok Ziani'nin, kalitesini ispatlamış bir futbolcu, kendisi kasmasına gerek yok. En çok eleştirilen ise Emir Kujoviç. Bu transferlerden nedense Kujoviç bana bir ayrı geliyor. İsveç liginden geldi, orada müthiş gol sayılarına ulaşmadı ancak takımının en etkili hücum silahıydı. Burada yeni bir lig, arkasında oynayan adamlar bambaşka. Burada sertlikte bambaşka. Kujoviç'e zaman lazım. Kujoviç'in bu kaçırdığı gollerin etkisi altında kalınır ve kulübeye çekilirse yazık olur. Tabi ki gol kaçırarak 90 dakika oynamasın ancak bir anda forma ondan alınırsa sonuçları bir Aghahowa ve ya Puroviç olur, ki onlardan çok daha yetenekli.

Maça dönelim. Geçen hafta ki Kayserispor maçında çok daha farklı  bir maç oldu. Keyifsizdi maç. Karabükspor'un önemli eksikleri, Kayseri'nin alışma süresi derken maç beklenen seyir zevkini vermedi. Şota bu puan kaybını beklediğini söyledi, Karabükspor puan kaybedilecek bir deplasman tabi kide. Teknik direktörlerin maç içinde ki hamleleri de dikkat çekici. Yücel İldiz Yasin, Aydın Karabulut ve Merter'i oyuna alırken Bülent, Angelov ve Hakan Özmert çıktı. Maçı kazanmak için hamlelerdi bunlar, hücuma dönük oyuncular. Kayseri ise Ömer, Hamza ve Abdullah'ı oyuna alırken Mehmet Eren, Furkan ve Önder çıktı. Önder'in çıkması takımın daha iyi bir sağ bekle devam etmek istemesi içindi, Abdullah'ın oyuna girmesi ise Kayseri'nin orta saha hakimiyetini arttırmak içindi, Kayseri orta sahası biraz daha durulması lazımdı, biraz daha defansif özellikleri daha oturmuş birine ihtiyacı vardı oda Abdullah'tı. Ömer ise hücuma bir hareketlilik getirmesi için. Ama yedek kulübesinde Zalayeta varken oyuna almamak Şota'nın hatasıydı. Emir Kujoviç golleri kaçırırken Zalayeta oturmamalıydı. Öyle ki Kujoviç tek taraflı bir oyuncuda değil. Zalayeta'yı oyuna alıp, Kujoviç'i forvet arkası gibi oynatabilirdi. Şota'nın Kujoviç'i ne çok fazla zorlaması ne de onu bir anda kesmesi hata olacaktır. Bu takımın daha iyi olması için Kujoviç'e biran önce gol attırmaları lazım.

25 Ocak 2011 Salı

Yeni Kayserililer Neler Yaptı ?


Kayserispor ses getiren transferleri sonrası ilk resmi maçına İ.B.B karşısında çıktı ve iyi bir oyunda 3-2'lik galibiyet aldı. 3-0 olan maçta İ.B.B bir an kıpırdandı ve 86. dakikada durumu 3-2'ye getirdi ancak maçı çevirmeye nefesleri yetmedi. Selim Teber 3. golde ki pasıyla gecenin yıldızlarındandı, devre arasından çıkmamış gibi devam ediyor Selim.
Kayseri'de ise Amrabat sol kanatı haşat etti resmen. Kujoviç ise güçlü yapısıyla bu ligde çok şeyler yapabileceğini gösterdi. Ama bu yeni transferlerin performanslarına biraz daha bakalım, yakından bakalım..

Kujovic ne yaptı?
Oyunda kaldığı süre        :90 dk.
Gol pozisyonu                   :2
Şut                                       :4
İsabetsiz şut                      :1
İsabetli pas                        :17
İsabetli orta                        :0
Top çalma                          :2
Top kaybetme                    :13
Topla buluşma sayısı      :36
Topla oynama süresi       :01.17 dk.

Ziani ne yaptı?
Oyunda kaldığı süre          :22 dk.
Gol pozisyonu                     :2
Şut                                         :2
İsabetsiz şut                        :2
İsabetli pas                          :5
İsabetli orta                          :0
Top çalma                            :5
Top kaybetme                      :6
Topla buluşma sayısı        :13
Topla oynama süresi         :00.49 dk.



Amrabat Ne Yaptı?

Oyunda kaldığı süre        :73 dk.
Gol pozisyonu                   :4
Şut                                       :6
İsabetsiz şut                      :3
İsabetli pas                        :13
İsabetli orta                         :1
Top çalma                           :2
Top kaybetme                    :11
Topla buluşma sayısı       :31
Topla oynama süresi        :01.50 dk.

23 Ocak 2011 Pazar

Kayseri'nin Avrupa'dan Farkı Yok


Kayserispor‘un yıldız futbolcusu Karim Ziani’nin Kayseri’de ki ilk antrenmanını ülkesinden gazetecilerde takip etti.
Röportaj yapmak için Cezayir’den Kayseri‘ye kadar gelen Lebuteur Gazetesi’nin muhabirine  Ziani oldukça ilginç açıklamalarda bulundu.


“Kayseri modern ve sıcak insanların olduğu bir şehir.Burası çok hoşuma gitti.İnsanlar çok güzel karşıladı ve hiç yabancılık hissetmedim”
“Avrupa’da büyük kulüplerde bulunan olanaklar burda da var.Bunlara artı olarak stadyum ve tesisler güzel,her şey modern”
“Kulüp oldukça profesyonel ben gelmeden aracım ve oturacağım ev hazırdı”
“İklim olarak Wolfsburg’dan pek farklı değil,zaten Avrupa’da da kış soğuk geçiyor ; alışığım.”
“İstanbul BB. maçında ilk on birde oynayacağımı sanmıyorum.Hoca uyumun biraz süre alabileceğini söylüyor.Muhtemelen yedek  kulübesinde olup belki sonradan kısa bir süre oynayabilirim”
“Ligin ikinci yarısında Trabzonspor’la aramızda 10 puan fark var.Şampiyonluk çok zor ama elimizden geleni yapacağız.Amacımız sezon sonunda Avrupa kupalarına katılabilmek”
“Lüks bir apartmanın 6.katında ben aynı binanın 10.katında Amrabat kalıyor”
“Forma numarası olarak 8 veya 15 numarayı almak istedim.Dolu olunca 38 numarayı aldım.Kayseri şehrinin plaka numarasıda 38′miş.Bu benim için hoş bir tesadüf oldu

Not: Kayserifan'dan alıntıdır.

13 Ocak 2011 Perşembe

Kayserispor - Vitesse & Potansiyel

Kayserispor'un Antalya Belek'te Vitesse ile oynadığı maçta yeni transfer Emir Kujoviç oyuna 2. yarı girerek 2 gol attı. Nordin Amrabat ise ilk 11'de sahaya çıktı. 5-1 biten maçta goller Kujoviç (2), Furkan Özçal (2) ve Abdülkadir'den geldi. Vitesse'nin golü Arsenal'dan kiralanan genç yıldız adayı Nacer Barazite'den geldi. Maçın benim için dikkat çeken 2 yanı var. Biri bu maçı Galatasaray için Türkiye'ye gelen Ajax'ın teknik direktörü Frank De Boer ve Danny Blind'in izlemesi.


İkincisi ise Türkiye'nin en genç 2 takımından biri olan, 24.6 yaş ortalamasıyla oynayan Kayserispor'la, Eredivise'nin en genç takımı olan Vitesse'nin 22.5'lik yaş ortalaması olan bir takım olması. Sahaya çıkan kadrolarda o kadar büyük potansiyeller var ki. Tabi Vitesse'nin bu olası potansiyeli Chelsea'den kiraladığı oyunculardan da kaynaklanıyor.

Kayserispor'da; Furkan, Serdar, Hasan Ali, Amrabat, Kujoviç, Abdullah, Babacar
Vitesse'de; Aissati, Barazite, Matiç, Marti Riverola, Pedersen, Rajkoviç ve daha bir çok isim.

4 Ocak 2011 Salı

Ligimizin En Genç Takımı ve Genişleyen Kadro

Kayserispor yeni transferler Emir Kujovic ve Nordin Amrabat için Perşembe günü imza töreni düzenleneceği açıkladı. Bu tören de Lig Tv'den canlı yayınlanacak. Kujoviç'e daha önce şurada değinmiştim, Amrabat yazısı ise şurada .
Büyük ihtimalle sene içinde Kayserispor'dan daha çok bahsedeceğiz. Ama şimdi değinmek istedim nokta şu; kaç senedir lig de çok istikrarlılar. Bu sene işe Şota'yla çok iyi bir hava yakaladıla. Troisi Antalya kampında antrenmanlara başlayacak, Zalayeta düzeldi, Cangele ise sene içinde sağlığına kavuşacak. Yeni gelen Kujoviç ve Amrabat ise takımın hücum hattına takviye ve ek bir güç. Amrabat ise Kayserispor'a bir marka değeri, en azından bir ün getirdi.
Değinilecek nokta şu son 6 yılda 3 hocayla çalıştılar, ama hiç biri kötü gitmedi, hiç biri başarısız değildi. Şota'yla ise daha başarılı olacaklar gibi. Tolunay Kafkas, Ertuğrul'un takımını almıştı ve Türkiye kupasını kazanmıştı. Şota ise Tolunay'ın takımını aldı ve onun kurduğu yapıya bir kaç takviye yaptı. Kayseri şu anda ligimizin en genç 2 takımından biri. Gençlerbirliği ve Kayserispor 24.6 yaş ortalamasına sahipler. Market değeri olarakta 30 milyon 450 bin €'yla 9. sırada. Takımın en pahalı oyuncusu ise Cangele 5.5 milyon €'luk değeriyle. Amrabat ise ona verilen 1.1 milyon €'yla Kayserispor tarihinin en fazla bonservis verilen 2. oyuncusu oldu. ( En fazla 08-09 sezonu Escobar'a 2 milyon € verilmişti. )

27 Aralık 2010 Pazartesi

Gaziantepspor'un Samba Aşkı

Bugün Gaziantepspor bir transferini resmiyete kavuşturdu. Dün Ntvspor'da Tolunay Hoca bir transferimiz bitme aşamasında demişti ve dedikten 1 gün sonra bu transfer resmiyet kazandı. Wagner Ferreira Dos Santos Gaziantepspor kulübüne 4.5 yıllığına imza attı.

Wagner Santos hücuma yönelik bir orta saha. 1.74 boyunda ve 25 yaşında Wagner genç bir yetenek.  Kariyerinde Antep'e gelene dek 4 takım vardı. America MG, Cruzeiro ve Cruzeiro'dan bir seneliğine gittiği Al-İttihad ve Lokomotiv Moskova. 16 yaşında profesyonel oldu. Wagner'in en önemli artısı ise bir Brezilya'lı olarak devamlılığı var. Cruzeiro'de 100 üstü maça çıktı. 1 sezon oynadığı Lokomotiv'de 21 maça çıktı. 18'inde Cruzeiro'ya transfer oldu. Onla aynı sene America MG'de profesyonel olan Fred ise ondan 1 sene sonra Cruzeiro'ya gidebildi. Tabi ki sonra Fred'in kariyeri başka bir yol aldı Lyon ordan da Fluminense. Wagner Al İttihad'a 9 milyon € gibi bir rakamla gitti, ama orda olamadı ve Cruzeiro'ya geri döndü. Geçen sene ise Lokomotiv'e 6 milyon €'ya transfer oldu, beklenen performansı gösteremeyince Antep yolunu tuttu. Transfermakrt'de değeri 2 milyon € olarak gösteriliyor. Antep onu 3.6 milyon €'ya transfer etti. Wagner bu sene Lokomotiv'le 14 maça çıktı. Bunlardan 4'üne 11'de başladı ve 11'inde sonradan oyuna girdi. 3 maçı 90 dakika tamamlayabildi..  674 dakika sahada kalabildi. Brezilya'nın alt yaş kategorilerinde oynadı. 2 kere Brezilya'da yılın takımına seçildi.

İlki 2006 yılında; Ceni, İlsinho, Fabao, İndio, Kleber, Lucas, Ze Roberto, Mineiro, Wagner, Fernandao ve Aloisi'den oluşan takımdı.
İkinci 2008 yılında ; Ceni, Vitor, Andre Dias, Miranda, Juan, Ramires, Hernanes, Tcheco, Wagner, Nilmar ve Borges'den oluşan takımdı.

Gaziantepspor ise Güney Amerika'ya Brezilyalılar başta olmak üzere kafayı taktı. Son 3-4 yıldır her sene bir Brezilya'lı alınıyor elber. Antepspor'a son yıllarda gelen-giden Latin futbolculara bakalım;


2010-2011

İsmael Sosa - 25  Arjantin - Bonservisine verilen ücret 3.5 milyon €.
Wagner - 25 Brezilya- Bonservisine verilen ücret 3.6 milyon €.

2009-2010
Gelenler

Jorginho - 32 yaşında Brezilya
Julio Cesar - 29 yaşında Brezilya

Gidenler

Tabata - 28 yaşında Brezilya - Beşiktaş'a transfer oldu. 8 milyon € karşılığında.
Julio Cesar - 31 yaşında Brezilya.

2008-2009

Tabata - 27 yaşında Brezilya.
Julio Cesar - 29 yaşında Brezilya - Bonservisine 600 bin € verildi.
Eduardo - 21 yaşında Brezilya.


2007-2008 

Beto - 25 yaşında Brezilya - 500 bin €'ya transfer edildi.
İvan - 25 yaşında Brezilya - 800 bin €'ya transfer edildi.

16 Aralık 2010 Perşembe

Ligde ki İlk Yabancılar; Gheorghe Constantin


Kayserispor Tarihinin ilk yabancıları arasında Gheorghe Constantin bulunmaktadır.
1932 Romanya doğumlu. Kayserispor’a S.Bükreş’ten tranfser oldu.
S.Bükreşte 255Maçta 148 gol attı.
1960-61,1961-62 ve 1962-63 sezonunda Gol kralı oldu.
Steau Bükreş’in bir semboli idi.
Kayserispor’a transfer olduğunda 37 yaşında idi.
Costantin’i canlı izleyen taraftarlar maçta ödül verildiği zaman yaşına göre dişe diş futbol oynardı derler.
1969-70 sezon sonunda Kayserispor’dan ayrıldı.
Kayserispor’da 26 Maçta forma giydi. Bu maçlarda 5 gol attı.
Kayserispor’dan ayrıldıktan sonra 1972-1985 arasında Romanya’da muhtelif takımlarda Teknik Direktörlük yaptı.1985 yılından sonra siyasete soyunda. Romanya’da Spor Bakanlığı yaptı.
Romanya Futbol Tarihinin en iyi 10 futbolcu arasında gösterilmektedir.
9 Mart 2010'da haya gözlerini yumdu.
Kariyerin de Romanya'da kazandığı bir çok kupa var.
Ne yazık ki Constantin'in kariyerinde bir de leke var. Hakemlik yaptı bir dönem, 2007 yılında Romen hakemler başkanı oldu. Ancak 2009 yılında  bir iddia üzerine, bir kulüp başkanından para alıyor iddiasıyla tutuklandı ve serbest bırakıldı.

  • 4 Romanya Kupası (1955, 1961–1962, 1965–1966, 1966–1967)
  • 4 Romanya Ligi şampiyonluğu (1956, 1959–1960, 1960–1961, 1967–1968)

15 Aralık 2010 Çarşamba

Bundesliga'nın Yeni Mesut Bakkal'ı mı ?


Bruno Labbadia, Batı Almanya'nın Darmstadt şehrinde doğmuş, futbolculuk kariyerini forvet olarak geçirmiş, Almaya'nın yeni nesil teknik direktörlerinden biri.

Ancak Almanya'da gezgin hoca olma yolunda ilerliyor Labbadia. Bayer Leverkusen, Hamburg ve şimdi de Stuttgart'ın başına geçiyor. Almanya'nın Mesut Bakkal'ı mı olacak diye aklımdan geçmiyor değil ? Ama tabi ki dileğim bu yönde değil.
Labbadia'da yeni nesil hocalar gibi öne oynamak isteyen bir hoca. Ama bunu tek yolla yapmıyor. Top sürekli ayağımda olsun takıntısı yok, tabi topu ayağında olması onun daha fazla işine geliyor. İleri her zaman ileri'ye gitmek istiyor, kanatlardan, göbekten, tek pasla ya da herhangi bir şutla kaleyi görmek istiyor. Bayer Leverkusen'de ki görevi Skibbe'den devraldıktan sonra bunu yapmak için kolları sıvadı. Takıma şuanda da önemli parçası olacak oyuncular transfer etti.

Renato Augusto'yu Flamengo'dan 6 milyon €'ya transfer ettiler, Labbadia'ya ona 10 numaralı formayı verdi. Renato'yla kalmadı, o seneye damgasını vuracak forvet Patrick Helmes'i Köln'den aldılar. O sene Leverkusen'in çıkışında 40 maçta 25 gol attı Helmes. Takımın hücumcu sol bekide Labbadia dönemi geldi, Michal Kadlec. Labbadia Leverkusen'de ki tek sezonunda takımı 9. yaptı. Ligi 14 galibiyet, 13 mağlubiyet ve 7 beraberlikle, ayrıca 59 gol atıp 46 yiyerek kapattılar.Helmes ise 21 golle, gol krallığında Grafite, Dzeko ve Mario Gomez'in ardından 4. olmuştu. Sene sonu güzel futbolla ayrıldı Bruno takımdan, daha iyi bir takım olarak gördüğü, Avrupa Ligine katılacak olan Hamburg'la anlaştı.

Ama Hamburg'la başarılı olmak öyle kolay iş değil tabi. O yolda Martin Jol'lar, Thomas Doll'lar, ToppMöller'ler gitti. Hamburg'da bir önce ki sene Martin Jol takımı ligde 5. yaparken gerçekten iyi bir performans sergilemişti. 19 galibiyet, 11 mağlubiyet ve 4 beraberlik. Ama defansif  ve ofansif sorunlar vardı. 49 gol atıp, 47 yemişlerdi. Labbadia'ya bu rayı Leverkusen'den daha iyi bir şans olarak gördü.  Labbadia'ya sezona iyi bir takımla girecekti. Elia, Rozehnal, Ze Roberto, Berg gibi çok kaliteli oyuncuları, zaten kaliteli olan diğer oyuncularının yanında yerleştirdi. Takım o sene ligi 7 tamamladı, 59 gol atıp, 41 gol yediler. Büyük takımlara karşı Hoffenheim hariç ezilmeyen Hamburg o bilindik hücum hattı genişliğiyle iyi işler yapmaya çalıştı.

Labbadia'nında kaderi Jol'la aynı oldu ve beklentileri karşılayamadığı için sene içinde gönderildi. Geçen günlerde ise Keller'in yerine Stuttgart'ın başına geçti ve yine zorlu bir görev aldı. Kağıt üzerinde iyi bir takım olarak gözüken Stuttgart çok değişken bir takım. İyi giderken, bir anda tökezleyebiliyorlar. Cacau, Pogrebnyak, Cacau, Boka ve Harnik gibi yetenekli hücum silahları, Serdar, Boulahrouz, Molinaro gibi isimlerin olduğu iyi bir defans hattı var. Stuttgart transferde de söz sahibi bir takım. Pogrebnyak gibi bir ismi 2 yıl önce kadrolarına katmışlardı. Ancak Stuttgart'da Camorenesi gibi isimler bir türlü takıma adapte olamadı. Labbadia'nın bunları ne kadar takıma monte edebileceği, takıma kazandırabileceği ise tartışılır.

Ama Leverkusen'de oynattığı ofansif futbolla gönülleri kazanan Labbadia'nın burada başarılı olmasını diliyorum... Pazar günüde resmi lansmanı yapılacak.

13 Aralık 2010 Pazartesi

ŞG Faktörü #1 Serkan Balcı


22 Ağustos 1983 Aydın doğumlu Serkan. Onu daha önce yüzü eskiyenlere yazmıştım. Uzun zamandır gözümüzün önünde Serkan. Her daim başarılı, her daim disiplinli bir futbolcu Serkan. Kariyerine Gençlerbirliği'nde başladı Serkan. Gençlerbirliği'nin en parlak döneminin, en parlak oyuncularından biriydi. Gençlerbirliği ligde söz sahibiyken, Avrupa'da Parma'yı yenerken, Valencia'ya kafa tutarken o takımın önemli isimlerinden biriydi.

O Gençlerbirliği döneminin sonuna gelindiğinde diğer bütün arkadaşları gibi oda büyük takım yolu tuttu. Fenerbahçe'ye 2 milyon € ya transfer oldu. Fenerbahçe'de daha çok sağ kanatta defansif görevler üstlendi Serkan. Fenerbahçe'de ilk sezonunda 31, ikinci sezonunda 34 maça çıktı. Serkan'ın Fenerbahçe'de ki ipi 2006 yılında oynanan Fenerbahçe-Kiev maçı sonrası çekildi. 3-1 kaybettikleri maçta Serkan kırmızı kart görmüştü ve o günden sonra kadroya giremedi. Sezon sonu ise Serkan için yeni bir macera başladı Trabzonspor.

Trabzonspor'a geldiği sene takımın başında Ziya Doğan vardı. Ziya Doğan yönetiminde ki Trabzonspor'da Serkan 29 maçta forma giydi, o sene takım ligi 6. tamamladı.

Ertesi sene Ersun Yanal takımın başına geçti. Yeniden yapılanan bir Trabzonspor vardı, hücumu seven, tipik Ersun Yanal takımı. O seneye müthiş girmişleri, dolu dolu ama kopuk kopuk bir takımdı. Ama Serkan ortalama bir performans gösteriyordu çoğu zaman. Takım bu sene ise ligi 3. tamamladı. Serkan ise 32 maçta forma giydi.


Geçen sene başı ise Hugo Bross yönetiminde lige başladılar. Babacan adam gibiydi ilk başta Bross. Ligin ilk haftaları çok iyiydiler, liderlik koltuğuna bile oturmuşlardı bir ara. Ama sonra Bross'lada işler kötü gitmeye başladı, Bross'la çıkılan maçlarda dengesiz sonuçlar alınmaya başlandı. Serkan'ın performansı düştü, görev yeri belirsizdi. Bross gönderildi ve takımın başına eski futbolcusu, hocası, abisi, kaptanı Şenol Güneş geldi ve o an her şey değişti. Takımın üzerine olumlu bir hava geldi yine. Dinamik ve genç bir takımdı Trabzonspor. Serkan ise bu genç ve dinamik takımın, genç, dinamik ve tecrübeli futbolcusuydu. O yüzden ona fazla görev düşüyor, daha iyi oynaması icap ediyordu.

Şenol Hoca yönetiminde Serkan ilk başlarda orta sahada oynuyordu. Orta sahayı 3'leyen, dinamik adamdı. Tayfun sağ bekteydi, gönderilmeden önce Ömer Aysan o bölgedeydi. Ömer Aysan'ın gönderilmesiyle kimi zamanlar Serkan rotasyon içinde sağ bekte görev aldı.  Tayfun'un uzun süren sakatlığı ile Serkan sağ bekte görev almaya başladı.

Sanırım bu sene de çıktığı bütün maçlarda sağ bekte görev aldı. Onun değişiminde ŞG faktörü önemli rol oynuyor. Takıma geldiği günden beri en güvendiği oyunculardan biri. Her alanda, her bölgede oynamasının yanı sıra nerede oynarsa oynasın oyunu çift yönlü oynaması ve genç ama tecrübeli olması onu vazgeçilmez olmaya yöneltti nerdeyse.

Bu sezonun başından beri Serkan sağ bekte inanılmaz dinamik bir oyun ortaya koyuyor, sağ bekte hiç durmadan arı gibi çalışıyor. Artık geldiği konum itibariyle daha akıllı bir futbolcu, daha akıllı oynuyor. Sağ kanattan boş yere gelmiyor, kullandığı toplar, yaptığı ortalar daha isabetli oluyor artık ŞG faktörü. Milli takımında 2012 yapılanmasında göreve her daim hazır.

Bazen orta sahada bazen de sağ bekte görev yapıyorsun. Sana göre en verimli olduğun mevki hangisi?
Bence orta saha. Fenerbahçe'de sağ bek oldum. Ersun Hoca'nın Gençlerbirliği'ni çalıştırdığı dönemde orta sahada görev yapıyordum. Trabzonspor'da ise her iki mevkide de oynadım. Orta sahada görev alınca daha özgür bir şekilde mücadele edebiliyorum. Sağ bekte ise bir adama bağlı kalıyorsun. Ancak futbolcu her mevkide oynayabilmeli. Mutlaka "şurada oynarım" diyemez.

Röportaj Tam Saha dergisi.

ŞG faktörü burada da ön plana çıkıyor. Trabzonspor'da sağ bek oynayan Serkan, kariyerinde hiç bu kadar iyi gözükmemişti. Şenol Hoca ona sağ bekte de istediği rahatlığı veriyor.

X Faktörü Değil ŞG Faktörü


Trabzonspor'a artık şampiyonluğun 1 numaralı adayı diyebiliriz herhalde. Fenerbahçe'nin Ankaragücü karşısında ki mağlubiyeti Trabzon'a yaradı. Şu anda en ciddi tehdit olarak önünde sadece Bursaspor kaldı.
İ.B.B yi 50 bin taraftarı önünde 3-1 yendi Trabzon. Bu galibiyeti çok, çok anlatmaya gerek yok. Yine kolektif bir oyun, yine ofansif bir oyun Trabzon'dan ve bunun sonucu 3 gol.

Değinilmesi gereken konu oyuncular; Serkan, Colman, Umut, Jaja ve en önemlisi Burak. Hepsi birer kimlik değiştirdi. Serkan defansif bir oyuncuyken, oyunda ki en büyük katkısı heyecan getirmekken hücumda en ileride basan adam oldu, daha akıllı bir adam oldu her şeyden önce.
.
Colman ise Trabzon'a 10 numara olarak geldi, oyunun üzerine kurulacağı adam olarak. Ama Şenol Hoca onu öyle bir değiştirdi ki, o artık oyunun her 2 yönünü oynayan bir futbolcu. Defansı ve ofansı birbirine bağlayan bir oyuncu oldu.

Umut Bulut; düşüşe geçti, gol atamaz oldu, Toulouse gidecek, kadro dışı bırakıldı denildi ama o her zaman ki gibi çalıştı ve geri geldi. Gollerine devam etti, milli takımın yeni düzeninde yer alacak gibi. Şenol Hoca'dan ondan şaşmadı, ona güvendi.

vs. vs. vs. vs.

Bütün takımdan bahsetmek lazım, bu yazdıklarım sadece biraz özet. Yeni bir seri başlıyor, X faktörü değil, ŞG faktörü....

8 Aralık 2010 Çarşamba

Farklı Bi Yerden St.Pauli'den Gelen Yetenek; Ömer Şişmanoğlu


Ömer Şişmanoğlu; Almanya’nın Hamburg kentinde 1 Ağustos 1989 tarihinde doğdu. Babasının adı Hasan, annesinin adı Nimet. 3 kardeşi var.
O Kayseri'nin yükselişinde büyük pay sahibi Almanya'dan gelen yeni neslin önemli isimlerinden biri. 21 yaşında Ömer, 1.86 boyu var. Hücum hattında her bölgede görev alabiliyor. Fiziğine rağmen çok teknik ve hızlı. Yeni Türk milli takımında bir şekilde şans bulabilecek isimlerden birisi. Kanat aksiyonlarında çok iyi. Kariyerine Almanya'da başladı. Alt yapı kariyerinde Harburg Türkspor, Wilhelmsburg Türkgücü, Wilhemsburg ve St. Pauli gibi takımlarda boy gösterdi. Ve profesyonel kariyeri 14 Aralık 2007'de Mainz'ın St. Pauli'ye karşı oynadığı maçla başladı. St. Pauli'de 2 yılda çok fazla forma şansı bulamadı ve 23 Haziran günü 2009 Kayserispor ile 4 yıllık sözleşme imzaladı.

Kayseri'de ki ilk sezonunda 23 maçta forma şansı bulan Ömer 2 gol attı. Bu sezon ise daha 11 maçta 2  gol atmayı başarı Ömer ve giderekte daha iyiye gidiyor.
Ömer'in Tam Saha dergisine verdiği röportajdan bazım kısımlar;
Röportaj: Nihat Özten / TamSaha Babam zaten uzunca bir süre benim antrenörlüğümü yaptı. Benim futbolcu olmamı sağlayan kişi babamdır. Her zaman bana destek oldu. Ayrıca kardeşim Yasin de futbolu çok seviyor. Şu anda Türkiyemspor’da oynuyor.

Baban St. Pauli’de antrenör mü?
Şimdi bıraktı ama St. Pauli’ye geldiğim ilk dönemde benim antrenörlüğümü yapmıştı. Zaten önce de Vatangücü’nde antrenörümdü. Sonra ben takımda üst kategorilere çıkmaya başlayınca o da antrenörlüğü bıraktı


Hem Kayserispor’un hem de Türk Milli Takımlarının gelecekte çok şey beklediği yıldız adaylarından birisin. Seni biraz daha yakından tanımak adına "Ömer Şişmanoğlu kimdir?" diye sorarak başlayalım.
Almanya’nın Hamburg kentinde 1 Ağustos 1989 tarihinde doğdum. Babamın adı Hasan, annemin adı Nimet. 3 kardeşiz. Kız kardeşim Selma 12, erkek kardeşim Yasin ise 13 yaşında.
Ailen ne zamandan beri Almanya’da yaşıyor?

Babam sanırım 20 yıldır Almanya’da yaşıyor. Aslen Kastamonuluyuz. Babam Kastamonu’da doğmuş ama İstanbul’da büyümüş. Daha önce Almanya’ya gelen amcam onu da yanına getirmiş. Babam uzun yıllar haberleşme üzerine çalıştı ve emekli oldu.
Antrenörlüğümü babam yaptı
Ailende senin dışında futbolla ilgilenen kimse var mı?
Tabii var. Babam zaten uzunca bir süre benim antrenörlüğümü yaptı. Benim futbolcu olmamı sağlayan kişi babamdır. Her zaman bana destek oldu. Ayrıca kardeşim Yasin de futbolu çok seviyor. Şu anda Türkiyemspor’da oynuyor.
Baban St. Pauli’de antrenör mü?
Şimdi bıraktı ama St. Pauli’ye geldiğim ilk dönemde benim antrenörlüğümü yapmıştı. Zaten önce de Vatangücü’nde antrenörümdü. Sonra ben takımda üst kategorilere çıkmaya başlayınca o da antrenörlüğü bıraktı.
Biraz daha başa, futbola başlangıç hikâyene dönelim istersen.
Futbola 4 yaşında başladım. Bir kuzenim vardı. O futbola başlamıştı ve ben de onun sayesinde heveslendim. Onu izledikten sonra babama "Ben de oynamak istiyorum" dedim. Babam da antrenörle konuşup çalışma saatlerini öğrendikten sonra beni kulübe götürdü. Ama ben ilk antrenmanda çok komik bir şey yaptım. (Gülüyor)
İlk golü kendi kaleme attım
Ne yaptın?
Daha önce hiç futbol oynamamıştım. Sadece topun kaleye atılacağını biliyordum. Maç sırasında top bana geldiği zaman kaleyi boş görünce gol attım ve sevinmeye başladım. Ama gol attığım kale bizim kalemizmiş. Sonra babam bana futbolun öyle bir şey olmadığını öğretti. Kitaplardan falan oyunun nasıl oynanacağını, kurallarını, antrenmanın nasıl yapılacağını anlattı. Yaklaşık 1 yıl sonra nasıl oynanacağını öğrenmiş olarak futbol oynamaya başladım. Sonrasında da iyi oynadım, goller attım ve St. Pauli’ye gittim.

Futbola başladığın günden beri forvet oyuncusu musun yok daha sonra mı bu bölgede görev almaya başladın?

Ben her yerde oynadım. Kalecilik de yaptım, defansta, orta sahada da oynadım. Ama forvet oynamayı ve gol atmayı çok sevdim.

Her bölgede oynamış bir oyuncu olarak, sence bir forvetin diğer bölgelerde oynayan oyunculara göre ayırt edici özelliği nedir?
Bence bir forvet oyuncusunun öncelikle gözü olması lazım. Yani oyunu iyi görebilmeli. Zeki olmalı, oyunu iyi okumalı ve gücünü akıllıca, ekonomik kullanmayı bilmeli. Her yere deli gibi koşmanın bir anlamı olmuyor. Ayrıca hızlı olmalı. Bir forvet oyuncusu için hız çok önemli. Tabii arkadaşlarına yardım etmeli ve onlarla top alışverişi yapmalı. Bir de şut çekebilmeli.

Sen bir forvet oyuncusu olarak kendinde hangi yönlerinin eksik ya da iyi olduğunu düşünüyorsun?
Benim taktik yönüm biraz zayıf. Bu yönümü geliştirmem gerekiyor. Zaten St. Pauli’deki hocamız bana bu konuda özel olarak yardım ediyor. Sol ayağım, sağa göre pek iyi değil. Onun için de özel olarak çalışıyorum. Biraz da kafa toplarında zayıf olduğumu söyleyebilirim. Ayrıca fiziğimi de geliştirmem lazım. Kendimde gördüğüm bu eksiklikler için tabii ki antrenmanlardan önce ve sonra ekstra çalışmalar yapıyorum. Ama hızım ve şutlarım fena sayılmaz. Tabii onları da geliştirmem gerektiğini biliyorum.

Dünyanın en ilginç kulüplerinden biri olan St. Pauli’de oynuyorsun. St. Pauli, Almanya’nın dışından neredeyse dünyanın her yerinde taraftarı olan, değişik özelliklere sahip bir takım. Bize St. Pauli’yi anlatır mısın?
Gerçekten de St. Pauli diğer bütün takımlardan çok farklı. Bir kulüp değil de bir aile gibiyiz. Taraftarlarımız çok önemli. Onlar için bazı şeyler yenmek ve yenilmekten daha önce geliyor. Bize her konuda çok yardım ediyorlar. Mesela dışarı çıktığımız zaman hiç tanımadığımız taraftarlarla oturur bir şeyler içer, sohbet eder, birlikte zaman geçiririz. Bu tarz şeyler orada çok normaldir. Yani takımla taraftar iç içe. Ayrıca St. Pauli’de hiçbir ayrım yok. Orada eğer iyi futbolcuysanız oynarsınız. Alman, Türk veya Afrikalı olmanın herhangi bir farkı bulunmaz.

İlk maçına ne zaman çıktın? Nasıl bir duyguydu?
2008 yılında ilk maçımı Mainz’e karşı oynadım. Gerçi çok az oynamıştım, sadece 1 dakika. Ama yine de a takım forması ile sahaya çıkmak çok güzel ve heyecan vericiydi. O havayı koklamak benim için güzel bir duyguydu.

Kayserispor ile 4 yıllık sözleşme imzaladın. İmza konusunda seni ikna eden ne oldu?
Kayserispor ile uzun zamandır menajerim aracığı ile devam eden bir görüşmemiz vardı ve beni ciddi bir şekilde istiyorlardı. Tolunay Kafkas ile birebir görüşmem de imza atmam konusunda oldukça etkili oldu. Ayrıca en önemli tercih sebeplerimden birisi de Kayserispor’da genç oyunculara verilen şans. Tolunay Hoca genç oyunculara oldukça önem veriyor ve bu benim gibi genç oyuncular için çok önemli. Ben de Kayserispor’da forma giyerek Turkcell Süper Ligi önemli bir ligde kendimi geliştirme şansı bulacağım ve daha iyi bir oyuncu olacağım.

Ömer Şişmanoğlu futbol dışında kalan zamanlarında neler yapar?
Dans etmeyi çok seviyorum. Hip-hop yapıyorum. Arkadaşlarımla fırsat bulduğumuzda basketbol sahasında olsun, başka yerlerde olsun dans ediyorum. Ayrıca sinema da çok hoşuma gidiyor. Arkadaşlarımla sinemaya gitmek, onlarla gezmek, eğlenmekten çok zevk alıyorum. Ayrıca yüzmeyi, masa tenisi oynamayı seviyorum. Kardeşlerimle yüzüyor, babamla masa tenisi oynuyorum.

Ayrıca Ömer bu röportajda hayalinin Barcelona olduğunu da söylüyor. Onun için şimdilik uzak bir hayal gibi. Ancak kendini geliştirse kesinlikle Avrupa'da oynama şansı bulacaktır. Onun bu yeteneği ve saha içinde ki olumlu duruşu gitgide onu daha iyi yerlere getirecek.

7 Aralık 2010 Salı

Kayserispor - Eskişehirspor


Dün akşam süper ligin bu hafta ki son maçındaydım; Bilet fiyatları yine çok ucuz 1-2 ve 5 Tl. Taraftarda dün epeyce ateşliydi, destek tamdı. Maça geçmeden önce yine bazı şikayetlerim var. Stadla ilgili. Stadın güvenliği özel güvenlik şirketlerine veriliyor. Özel güvenlikten gelen görevliler işlerini baştan sağma yapıyorlar. Stada giriş tam bir felaket. Turnikelerde inanılmaz bir yığılma var ve çocuğuyla gelen bir insan maça sapa sağlam girebilmek için ancak maçın başlamasını bekleyebilir.



Maça dönelim. Maçın ilk yarısı tempoluydu. Kayserispor her zaman ki gibi dikine oynama isteğiyle maça başladı. Ancak ileride topu tutabilecek bir hedef forvet olmayınca bu ataklar başka yollara döndü. Oyunu sürekli kanatlara aktardı. Defans hattının sağında Önder görev aldı. Serdar Kesimal sarı kart cezalısı olduğu için dün ki maçta onun yerine 2 sene önce gösterdiği performansla Milli takıma kadar yükselen, ama ciddi bir sakatlık geçiren Eren Güngör uzun bir süre sonra forma giydi. Şota'nın sağ bekte bir kararsızlığı var. Hamza, Serdar ve dünde Önder oynadı. Önder sağ bekte hiç olmadı ama. Çoğu pozisyonda çok içe girdi Önder. Defans 3lü gibi oldu. Maç içinde bazı olumlu hareketleri oldu tabi, müthiş bir şut çıkardı mesela. Benim onun hakkında çok şey vadettiğim, bir Maicon, bir Alves ve bir Bale olarak tanımladığım Hasan Ali ise dün ki maçta ataklara pek katılmadı. Galatasaray maçında Sabri'yi, Ali Turan'ı çileden çıkartan adam dün pek tadı yoktu. Defans hattında altı çizilecek bir adam var.

Alexander Amisulashvili; Hasan Şaş onu bu kadar beğenmekte haklı. İnanılmaz soğukkanlı, hiç tereddüt etmiyor. Maç içinde maç eksiği olan Eren'in bazı hatalarını kapadı. Her şeyden öte ayağıda çok düzgün. Oyun kurabiliyor. Defanstan çıkarttığı bir kaç topta hedefi tam 12den vurdu. Çok değerli bir oyuncu, Kayseri uzun yıllar defansını onla sağlama alabilir. Eren Güngör dün ilk golde hata yaptı. Maç eksiği epeyce göze battı ve bunun sonucu sakatlandı zaten. Geçmiş olsun diyelim, sahalara kısa sürede dön Eren, lazımsın sen bize. Kayserispor'dan Eren'in sakatlığı ile ilgili açıklama;
Kayserispor’un genç oyuncusu Eren Güngör 57.dakikada  sağ dizinden aldığı darbe ile yine sakatlandı.
Maçın 57.dakikasında Jesi ile girdiği ikili mücadeleden sonra sakatlandı.
Daha önceki sakatlığı sol dizin de meydana gelmişti.
Eren Güngör’un yarın (Pazartesi)  çekilecek MR’dan sonra durumu netleşecek.
Son gelen haberlere göre yan çapraz bağları kopmuş.

 Maçta Kayseri etkili derken beklenmedik bir gol geldi, hem de beklenmedik bir adamdan. Maçın 9. dakikasında Diego Angelo uzaktan çok şık bir gol attı. Hamidou'nun önde olması ve Eren'in kademe hatasının da golde etkisi var tabi ama yiğidi öldür hakkını yeme güzel goldü. Rıza hocayla pek şans bulmamıştı Diego, sene başı Genoa'dan geldi Bülent Uygun'la formayı giymeye başladı.  Es-Es'de büyük beklentiler olan oyuncular dün hep saha kenarındaydı. Es-Es'e büyük katkı vereceğini düşündüğüm Pele dün yedekteydi, Tello'da öyle, bir de Sezer var. Batuhan ise kadroda yoktu. Sezer ve Pele sonradan oyuna girdi, Tello ise yedek kulübesinde kaldı öylece. Es-Es dün maçı kazanmak için gelmemiş Kayseri'ye. Ataklarının hepsi Kayseri'den top kayıplarından sonra geldi. Kontra atak futbolu bir nebze. Bülent Uygun burdada güzel bir futbol ortaya koyamadı. Erkan, Jaycee, Alper hepsi hızlı oyuncular Es-Es bu oyun taktiğiyle umarım sadece bu maçlık oynamıştır.

Kayseri'de yeni dönemin önemli isimlerinden Ömer ile eşitliği sağladı. Ömer sol kanatta arı gibi çalışıyor. Çok hızlı ve teknik. Hücumda top kaptırmıyor, kaybettiği topa hemen basıp geri alıyor. Maçın Kayseri adına Selim'le birlikte en önemli isimlerindendi. Ömer'le ilgili ayrı bir yazı yazmam gerek.
İlk yarının istatikleri
Kayseri topla oynama %58
Eskişehir % 42
Kayseri köşe vuruşu 8
Eskişehir köşe vuruşu 2
Maçın 2. yarısı inanılmaz zevksizdi. Kayseri sadece yan pas yaptı. Yan pas, yan pas nereye kadar. Oyunda hakimiyetin var ancak topu iyi kullanamadın. Sürekli yan pas yaptılar, sürekli topu kanata attılar. Ama kanatta bir etkinlik yok. Mehmet Eren dün berbat bir günündeydi. Top sürekli ona geldi, topların hepsini ezdi, bir türlü istediğinin yapmadı ve 65. dakikadan sonrada küstü, sağ çizgide öylece durdu. İlk değişiklik olması gerekirken 90 dakika sahada kaldı. Abdullah'ta dün kötüydü. Doğru kararları veremedi bir türlü.
Es-Es 69'da tekrar öne geçti Burhan'ın golüyle. Ofsayt kokan bir gol. Ama olsun Kayseri bir türlü öne geçemedi maçta. Bu golden sonra Şota sıkıştı, hemen değişiklikler geldi. Ömer yerine Ali, Önder yerine Furkan girdi.
Selim Teber defansın göbeğine geçti. Bir kez daha hayran kaldım Selim'e. Sen Almanya'da 10 numara oyna, gel burda stopere geç helal olsun başka ne denir ki. Ali oyuna biraz hareketlilik getirdi, Furkan ise sakatlıktan yeni çıktı fizik olarak iyi değildi, ama kulübede de başka tercih yok. Dakikalar 80'i gösterdiğinde Kayseri Es-Es kalesini abluka altına aldı. Bir şut geldi önce direkten döndü, sonra ceza sahası içi karıştı, ve bunun sonunda Ali Bilgin ile gol geldi.

Sonuç olarak Kayseri'de bir hedef eksikliği var. İyi bir santrfor lazım ve tabi kulübeye transferler. Hücum hattının değerli isimlerinden biri Moritz dün kötüydü. 79. dakikada ıska geçtiği top tam bir felaket. Sakatlıktan tam çıkamamış daha. Emir Kujoviç bu takıma ilaç olur. Hücum hattını genişletme çabalarıyla ilgili Kayserispor'un şu haber var;
Kayserispor’un sezon başında ısrarla peşinde koştuğu Kris Boyd transferi bir türlü gerçekleşmemişti.
Daily Record Gazetesinde çıkan haberlere göre Kayserispor’un Kris Boyd ile görüştüğünü ve bu oyuncunun Ocak ayında Kayserispor’a gitme ihtimalinden söz ediyor.
Blackburn, Kayserispor ve bir kaç Alman kulübü Kris Boyd’u transfer için görüştüğünü yazdı.
Furkan ve Abdullah ikilisi gerçekten sağlıklı oldukları zaman orta sahaya büyük güç ve dinamizm getirir. Ve tabi her zaman söylediğimiz gibi bir kesici gerek orta sahaya. Defansif özelliği biraz daha fazla olan. Selim'in üzerinde ki yüküde olmak lazım biraz. 34 maç, bütün maçlarda topu böyle tek başına dağıtamaz.

Es-Es için ise bu oyunu umarım sadece Kayseri'ye özeldir. Bülent Uygun takımı dengeli kullanamıyor gibi. Kulübede Pele, Tello, Sezer, Ahmet Sarı ve Doğa gibi çok etkili isimler var. Bunlara dün pek şans vermedi. Belki de ben objektif değilim bu konuda, Buca olayından sonra Bülent Uygun'a 1 gram sempatim kalmadı.
Hakem çok fazla düdük çalmadı, çalması gereken pozisyonları çalmadı, oynatmak için değildi bu çalmamasının  sebebi.
Bu arada hakemle ilgili Şota'nın şu açıklamalarına yer versek yeterli olacaktır;
Kayserispor Teknik Direktörü Maç sonunda sert konuştu.
“Hakemler hakkında bugüne kadar konuşmadık. Puanlar kaybettik yine bir şey söylemedik. Her hafta görüyorum; sipariş veriyorlar. Şu oldu, bu oldu diyerek hakemleri hazırlamaya çalışıyor. Ofsayt gol yedik. Gol attık onu vermediler. Her maçtan sonra hakemi mi konuşacağız? İnsan hata yapabilir ama ofsayt demek ofsayt demek. Onu görecek. Sustuk hiçbir şey söylemiyoruz ama zor geliyor.”

22 Kasım 2010 Pazartesi

Kayseri Taraftarından Galatasaray'a Sevgilerle

Kayserispor - Galatasaray


Bu sene daha ilk kez stada gitme fırsatı buldum. İyi ki de gitmişim. Kayseri Kadir Has Stadının çimleri de düzelmeye başlamış, stat tamamen dolu, hava güzel geriye ne kalıyor güzel bir futbol. Ee bunuda nispeten gördük sayıyorum. Ama parantez açmak istediğim nokta şu; Kayseri'nin taraftar çekme isteği. Bildiğiniz gibi stadın dolmamasından şikayetçi Kayseri yönetimi ve tabi ben de. Dün ki gibi büyük maçlarda stadı doldurmak için herşeyi yapıyorlar. Dün ki maçın bilet fiyatları 10-20-50 Tl arasındaydı. Ayrıca maç giriş saati ve çıkış saatinde tramvay ve otobüsler bedavaydı. Halkı stada çekmek için her şey vardı. Taraftarda bu maçta stadı tamamen doldurdu. Ee statda doldu şimdi maça geçelim.

Kayseri maçın başında hemen Galatasaray kalecine gitmeye başladı. İlk 5 dakika her iki takım pozisyonlar buldu. Sonrasında ise Kayseri'nin oyuncu kontrol eden ve sahada gücünü hissettiren bir oyunu vardı. Tam anlamıyla pas yapmayı düşünen, topu çok olumlu kullanan bir takım Kayseri. Bu topu kullanmada Selim Teber'den başlıyor. Bir çok pozisyonda Selim defansın içine kadar gelerek topu alıyor ve topu o dağıtıyor. Oyunu kuran adam Selim Teber. Orta sahada dün ki maçta Selim'in rol arkadaşları Santana ve Abdullah'tı. Benim çok beğendiğim Furkan sakatlığı sebebiyle yoktu. Ama Kayseri orta sahasının bu oyunu ne kadar bildiği maç içinde ortaya çıktı. Santana 2 tane net pozisyon yakaladı, özellikler biri evlere şenlikti gidip Ufuk'a teslim etti topu , Abdullah'ın ise bir pozisyonu vardı. Orta saha oyuncuları her daim işin içinde Kayseri'de. Sahaya ilk çıkışta 4-3-3 sisteminde görülen 2 kanat oyuncusu Mehmet Eren ve Ömer Şişmanoğlu ise çok zorladırlar. Onlarda bir çok pozisyona girdi. Ömer sağ kanattan bir çok pozisyona girdi ancak pozisyon tercihlerini çok erken kullandı. Ceza sahasına girer girmez şut kullandı. Mehmet Eren ise net bir pozisyonda ayağı dolandı. Zalayeta ise maçın son dakikalarında etkinliğini arttırdı. Pozisyonlara giren adam oldu. Maçın ilk yarısında vücudunun herhangi bir yeriyle bile dokunsa gol olacak pozisyondan sonra, hücumlarda yan rol oynamıştı. Son dakikalarda ise pozisyonları zorlayan adam oldu. Ancak Kayserispor'un bu maçta gol atamamasının sebebi Zalayeta'nın hiç kariyeri boyuncu hedef adam olmaması, birinci adam olmaması ve hiç bir zaman bir takımın en çok gol atan oyuncusu olmaması. Şimdi de fizik gücü yetersiz kalıyor bazı pozisyonlarda. Ancak takıma katkısı olacaktır tabi. 2 yıl önce ki Nonda gibi olabilir Kayserispor'da. Ama Kayserispor bu zaafı daha 2-3 hafta öncesinden görüp Kujoviç le anlaşmışlardı. Kujoviç'in bu takıma çok daha fazla opsiyon tanıyacağı belli. Hem fizikli ve kuvvetli bir oyuncu, hem de ayaklarına hakim oyunu biliyor. Tekrar söylemeye gerek yok burda  yazmıştım zaten.

Yalnız Kayseri'de öyle bir adam var ki apayrı bir şey oynuyor. Hasan Ali Kaldırım, Maicon, Dani Alves bunlardan hiç bir eksiği yok Hasan Ali'nin. Sol kanadı inanılmaz kullanıyor. Hem defansı, hem ofansı eksiksiz yapıyor. Hücuma bilerek katılıyor, hızlı ve topa hakim bir futbolcu. 90 dakika hiç durmadan gitti geldi. Galatasaray'ın sağ tarafını inanılmaz rahatsız etti. Öyle ki bir pozisyonda Hasan Ali'yi tost yaptılar. Hasan Ali'nin bir de şöyle bir özelliği var kaptığı toplarda içeri katedebiliyor. Kanada kaçmıyor hemen.

Kayserispor oyunu çok iyi açıyor, çok rahat pozisyona giriyor. Kujoviç'in gelişiyle dahada rahatlayacaklar. Ancak Kayseri'nin başka 2 transfere daha ihtiyacı var. Biri orta sahada bir kesici lazım. Daha düz bir oyuncu, mücadeleci. Dün ki maçta Neill bir ara 60 metre top sürdü, bir kaç kez daha böyle rahat rahat çıktı. Kayseri'nin orta sahası nasıl bu kadar boş olabilir diye düşündüm. Bir de hücumcu sağ bek lazım. Sağ bekte Hamza oynadı dün, onun dışında o bölgede Serdar ve ye Önde görev alıyor. Daha hücumcu, daha opsiyonlu bir oyuncu lazım. İlla ilk 11 olması gerek değil, sadece bir opsiyon. Bunlar giderilirse Kayseri şampiyonluğu oynar.

Galatasaray ise evlere şenlik. Topu alıp, sorumluluk üstlenen yok takımda. Oyun kurmaktan acizler. Sağında ki adamı topu atamıyorlar, oyun kurulurken gelip topu alıp, oyuna sokan yok. Şu takımda da bu sorumluluğu alacak kimse yok. Hiç kimsenin kaderi belli değil kadroda. Galatasaray'da aslında çok konuşulacak  bir şey yok. Oyununu ileriye götürmedi, alınan 1 puan takım iyi yönde dedirtiyorsa o zaman oturup daha uzun soluklu düşünmek lazım. Bir önceki Galatasaray yazımda da yazmıştım, forvet oyuncusu olmayan Galatasaray'da alt yapıyı gören Tugay'ın Anıl ve Cem'e hiç şans vermemesi, tabi teknik direktör o mu diyebilirsiniz ama Tugay'ında söz hakkı epey vardır bu konularda. Sahada mücadele eden, etkili olmaya çalışan tek Galatasaraylı Sabri'ydi oda oyundan alındı nedense ? Ali Turan'ı çıkartıp onu beke çekmek ve ya Barış'ı çıkartıp Ayhan-Sabri kalmak varken ilginç bir tercihti.
Bir de Emre Çolak'la ilgili bir şey var. Dün Hasan Şaş yayında söylemişti ' Hagi, Aragones gibi belirli değişiklikleri var. Emre her maç 60 gibi oyuna giriyor.' demişti bir bakayım dedim. Emre Hagi geldiğinden beri oynana maçlarda sırasıyla, Fenerbahçe maçında 78'de, Antalyaspor maçında 61'de,  Trabzon maçında 85'de,  Denizli maçında 68'de, Manisa maçında 77'de, Kayseri maçında ise 61'de oyuna girdi. Umarım Emre hariç başka gençlere de güvenilir ve şans verilir.

Dediğim gibi Galatasaray'da konuşulacak bir futbolcu veya söylenecek pek bir şey yok. Elano'da yolcudur artık Misi'den sonra. Ruh halinin çok iyi olduğunu düşünmüyorum.
Bir de Misi'nin kadro dışı olayına değinelim. Bu konuda ne Hagi'de, ne de Misimoviç'de suç var. Suç yönetimin; şunu öğretemedik bir türlü, sadece Galatasaray için geçerli değil bu bütün kulüplerimiz için geçerli. Rijkaard varken teknik direktörün istediği transferler yapılmıyordu, Misimoviç alında Rijkaard'a. Ne sistemine uyar Rijkaard'ın ne de isteklerine. 'Yeni Hagi' olarak geldi bir de Misi. Neyse Rijkaard gitti, ne olacak, ne bitecek diye beklenirken yine bir hata geldi yönetimden. Siz dünya markası bir hocayı gönderiyorsunuz, takım kötü durumda sizin artık takıma göre hoca getirmeniz lazım. Takımınızın en büyük yıldızı Arda sakat, Baroş belli değil, Elano'nun ruh hali belli, Kewell var-yok. Geriye Misimoviç kalıyor. Misimoviç'in bir takımı nerelere getirebileceğini hepimiz biliyoruz, bütün takımı oynatabilen, bir frikikle maçı çevirebilen bir futbolcu. Böyle oyuncuları oynatabilecek bir hoca getirilmeliydi. Hagi'ye verdiler 'yeni Hagi'yi ama olmadı. Hagi'yle yeniden doğması beklenen Servet 'tınn'. Hagi'nin gelişiyle tek artı performans gösteren oyuncu Pino. Yönetim artık git ya..

Sonuç olarak şu var; Galatasaray bu sezon şampiyonluğu unutsunlar, ama bir teselli Kayseri böyle giderse zirvede sarı-kırmızı renkler yine görülecek.