Türk Yıldız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk Yıldız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2011 Salı

Engin Bekdemir Kayserispor'da

Hangi mevkide oynuyorsun?
10 numara bölgesinde oynuyorum. Yani forvetin arkasında, oyun kurucu pozisyonda. Futbola başladığım günden bu yana aynı bölgede görev yapıyorum.
Örnek aldığın, onun gibi olmak istediğin bir oyuncu var mıydı?
Zinedine Zidane'ı çok beğeniyorum. Tam anlamıyla bir Zidane hayranım. Kendime de hep onu örnek alıyorum. İnşallah ileride onun kadar iyi bir futbolcu olabilirim.
Ara paslarını iyi kullanıyorum
Bir 10 numara olarak kendinde eksik gördüğün ve beğendiğin yönler neler?
Önce eksik gördüğüm yönlerimden başlayayım. Açıkçası fizik olarak biraz daha kuvvetlenmem gerektiğini biliyorum. Ayrıca sol ayağımı daha fazla kullanmam gerekiyor. Bu eksiklerimi gidermek için hem hocalarımla hem de özel olarak çalışıyorum. Beğendiğim özellik ise ara paslarını iyi kullanmam. Bir de forvetteki arkadaşlarıma yardım ederim, onları yalnız bırakmam.
Günümüz futbolunda bir 10 numaradan sadece hücuma değil defansa da mümkün olduğunca fazla katkı yapması bekleniyor. Senin defansif yönün nasıl?
Tabii ki defans yapmadan futbol oynayamazsınız. Bugünün futbolunda hangi takımla oynuyorsanız oynayın çok koşmak, çok mücadele etmek zorundasınız. Bu yüzden hücuma olduğu kadar defansa da katkı yapmam gerektiğini biliyorum ve maçta elimden geldiği kadar defansa da yardım etmeye çalışıyorum.
PSV Eindhoven altyapısıyla da ünlü bir takım. Bize biraz oradaki sistemi anlatır mısın?
PSV Eindhoven bir oyuncu için çok para harcamıyor. Kulübün felsefesi altyapısındaki genç oyuncuları yetiştirip A takıma kadar yükselttikten sonra kullanmak ya da yüksek bedellerle başka kulüplere satmak. Bana yaptıkları gibi küçük yaşlarda transfer ettikleri oyuncunun tüm masraflarını karşılıyor ve eğitimini sağlıyorlar.
Peki, futbol anlamında nasıl bir eğitim alıyorsunuz?
Yaptığımız normal antrenmanların dışında, haftada bir kere oynadığımız maçları takım olarak antrenörlerimizle birlikte analiz ediyoruz. Antrenörlerimiz tek tek maç içinde kimin neyi doğru, neyi yanlış yaptığını detaylı olarak bize anlatıyor. Neler yapmamız ya da yapmamamız gerektiğini tek tek bütün herkese söylüyor. Bu seneki hocalarımız zaten bayağı ünlü kişiler. Philip Cocu ve Ernst Faber'le çalışıyoruz. Onlar gibi büyük futbolculardan bir şeyler öğrenmek bizim için büyük şans
Cocu ve Faber'in sana yaklaşımları nasıl?
İkisiyle de aram çok iyi. Benim üstüme bayağı düşüyorlar. Böyle büyük futbolcuların benimle ayrıca ilgilenmeleri gurur verici.
Hollanda'da Türk oyuncu olmanın zorlukları var mı? Bir Hollandalı oyuncu ile Türk oyuncunun altyapıdan A takıma yükselme süreçlerini kıyaslayabilir misin?
Eğer saha içinde iyi performans gösterirseniz bir sorun yaşanmıyor. Yani sana gösterilen ilgi, saha içindeki performansına bağlı. Ben bu konuda çok fazla zorluk çekmedim. Zaten bizim takımda benim dışımda çok sayıda yabancı oyuncu var. Afrikalı, Brezilyalı oyuncu çok, Hollandalı oyuncu sayısı az (Gülüyor).
PSV Eindhoven'ın A1 takımındaki tek Türk oyuncu sen misin?
Evet, A1'deki tek oyuncu benim ama 1993'lü ve 1995'lilerde birer oyuncu daha var.

Türkiye'de sempati duyduğun bir takım var mı?
Avrupa'daki başarılarından dolayı orada yaşayan insanlar gibi ailemin de benim de Galatasaray'a bir sempatisi var. Ancak ben bir futbolcuyum ve tribündeki taraftar gibi takım tutmuyorum. Tabii ki Türk takımlarını Avrupa'daki maçlarında destekliyorum ama kendi içindeki maçlarda daha çok oyuna bakıyorum.
Türkiye'de futbol oynamayı ister misin?
Süper Lig'de oynamayı isterim tabii.
Büyük takımlar beni istiyor
Türkiye'deki herhangi bir takımdan teklif aldın mı?
Evet, Türkiye'den teklif de aldım. Bu sezon başında Fenerbahçe'den bir teklif almıştım. Daha önce Galatasaray ve Trabzonspor da beni transfer etmek istedi.
Neden bu teklifleri değerlendirmedin?
Türkiye'ye gelmek için biraz erken. Şu sıralar ailemin yanından ayrılmayı pek düşünmedim. Üstelik kulübüm de beni satmak istemiyor. Daha yeni 3 yıllık sözleşme imzaladım.
Milli Takım'daki arkadaşlarından Gökhan Töre, Chelsea'ye yaptığı transferle bir anda Türkiye'nin gündemine oturdu. Gökhan'ı yakından tanıyan birisi olarak onun Chelsea'deki şansını nasıl değerlendiriyorsun?
Gökhan'ı 8 yaşından beri tanıyorum. Avrupa'daki turnuvalarda ve Genç Milli Takım'da hem karşılıklı hem de yan yana oynadık. Çok iyi bir futbolcu. Chelesa'de de başarılı olacağına inanıyorum. İnşallah yolu da açık olur. Onun böyle büyük bir takıma transfer olmasından dolayı gurur duydum.
Peki, senin hedeflerin neler? Gönlünde yatan bir ülke, bir kulüp var mı?
Öncelikle PSV Eindhoven'ın A takımına çıkmayı düşünüyorum. Ondan sonrasını açıkçası pek düşünmedim. Ama ileride Premier Lig veya La Liga'da oynamayı isterim.


Soru: Su an Porto´daki durumun nasil? Memnunmusun?
Engin: Su anki durumum cok iyi. Hocamla da cok iyi anlasiyorum. Her hafta sonu oynuyorum ve kulüp de benden cok memnun su an itibari ile.


Soru: Gelecek icin düsüncelerin neler? Kalacakmisin Porto´da yoksa baska takima transfer olma ihtimalin var mi?
Engin: Su ana kadar A Takim´a kadar cikamadim. Gecen senden beri hala bekliyorum profesyonellere cikma konusunda.Daha 2012 yilina kadar sözlesmem var burada. Bu sene de A Takim´a cikamazsam kiralanmam söz konusu olabilir tecrübe kazanmam acisindan.Neresi olabilecegi konusunda su an bir fikrim yok cünkü daha cok erken.


Soru: Porto´daki futbol egitimi nasil PSV Eindhoven ile kiyasladiginda? Ardada bir fark var mi sence?
Engin: Tabii ki fark var. Kalite farki var diyebilirim.Kalite kayniyor desem yeridir.Arjantin Milli Takimi´ndan, Brezilya, Ghana, Nijerya ve Amerika Birlesik Devletleri Milli Takimlari´ndan oyuncular ile yan yana oynuyorum burada.Kisacasi gercekten klas farki var.










8 Aralık 2010 Çarşamba

Farklı Bi Yerden St.Pauli'den Gelen Yetenek; Ömer Şişmanoğlu


Ömer Şişmanoğlu; Almanya’nın Hamburg kentinde 1 Ağustos 1989 tarihinde doğdu. Babasının adı Hasan, annesinin adı Nimet. 3 kardeşi var.
O Kayseri'nin yükselişinde büyük pay sahibi Almanya'dan gelen yeni neslin önemli isimlerinden biri. 21 yaşında Ömer, 1.86 boyu var. Hücum hattında her bölgede görev alabiliyor. Fiziğine rağmen çok teknik ve hızlı. Yeni Türk milli takımında bir şekilde şans bulabilecek isimlerden birisi. Kanat aksiyonlarında çok iyi. Kariyerine Almanya'da başladı. Alt yapı kariyerinde Harburg Türkspor, Wilhelmsburg Türkgücü, Wilhemsburg ve St. Pauli gibi takımlarda boy gösterdi. Ve profesyonel kariyeri 14 Aralık 2007'de Mainz'ın St. Pauli'ye karşı oynadığı maçla başladı. St. Pauli'de 2 yılda çok fazla forma şansı bulamadı ve 23 Haziran günü 2009 Kayserispor ile 4 yıllık sözleşme imzaladı.

Kayseri'de ki ilk sezonunda 23 maçta forma şansı bulan Ömer 2 gol attı. Bu sezon ise daha 11 maçta 2  gol atmayı başarı Ömer ve giderekte daha iyiye gidiyor.
Ömer'in Tam Saha dergisine verdiği röportajdan bazım kısımlar;
Röportaj: Nihat Özten / TamSaha Babam zaten uzunca bir süre benim antrenörlüğümü yaptı. Benim futbolcu olmamı sağlayan kişi babamdır. Her zaman bana destek oldu. Ayrıca kardeşim Yasin de futbolu çok seviyor. Şu anda Türkiyemspor’da oynuyor.

Baban St. Pauli’de antrenör mü?
Şimdi bıraktı ama St. Pauli’ye geldiğim ilk dönemde benim antrenörlüğümü yapmıştı. Zaten önce de Vatangücü’nde antrenörümdü. Sonra ben takımda üst kategorilere çıkmaya başlayınca o da antrenörlüğü bıraktı


Hem Kayserispor’un hem de Türk Milli Takımlarının gelecekte çok şey beklediği yıldız adaylarından birisin. Seni biraz daha yakından tanımak adına "Ömer Şişmanoğlu kimdir?" diye sorarak başlayalım.
Almanya’nın Hamburg kentinde 1 Ağustos 1989 tarihinde doğdum. Babamın adı Hasan, annemin adı Nimet. 3 kardeşiz. Kız kardeşim Selma 12, erkek kardeşim Yasin ise 13 yaşında.
Ailen ne zamandan beri Almanya’da yaşıyor?

Babam sanırım 20 yıldır Almanya’da yaşıyor. Aslen Kastamonuluyuz. Babam Kastamonu’da doğmuş ama İstanbul’da büyümüş. Daha önce Almanya’ya gelen amcam onu da yanına getirmiş. Babam uzun yıllar haberleşme üzerine çalıştı ve emekli oldu.
Antrenörlüğümü babam yaptı
Ailende senin dışında futbolla ilgilenen kimse var mı?
Tabii var. Babam zaten uzunca bir süre benim antrenörlüğümü yaptı. Benim futbolcu olmamı sağlayan kişi babamdır. Her zaman bana destek oldu. Ayrıca kardeşim Yasin de futbolu çok seviyor. Şu anda Türkiyemspor’da oynuyor.
Baban St. Pauli’de antrenör mü?
Şimdi bıraktı ama St. Pauli’ye geldiğim ilk dönemde benim antrenörlüğümü yapmıştı. Zaten önce de Vatangücü’nde antrenörümdü. Sonra ben takımda üst kategorilere çıkmaya başlayınca o da antrenörlüğü bıraktı.
Biraz daha başa, futbola başlangıç hikâyene dönelim istersen.
Futbola 4 yaşında başladım. Bir kuzenim vardı. O futbola başlamıştı ve ben de onun sayesinde heveslendim. Onu izledikten sonra babama "Ben de oynamak istiyorum" dedim. Babam da antrenörle konuşup çalışma saatlerini öğrendikten sonra beni kulübe götürdü. Ama ben ilk antrenmanda çok komik bir şey yaptım. (Gülüyor)
İlk golü kendi kaleme attım
Ne yaptın?
Daha önce hiç futbol oynamamıştım. Sadece topun kaleye atılacağını biliyordum. Maç sırasında top bana geldiği zaman kaleyi boş görünce gol attım ve sevinmeye başladım. Ama gol attığım kale bizim kalemizmiş. Sonra babam bana futbolun öyle bir şey olmadığını öğretti. Kitaplardan falan oyunun nasıl oynanacağını, kurallarını, antrenmanın nasıl yapılacağını anlattı. Yaklaşık 1 yıl sonra nasıl oynanacağını öğrenmiş olarak futbol oynamaya başladım. Sonrasında da iyi oynadım, goller attım ve St. Pauli’ye gittim.

Futbola başladığın günden beri forvet oyuncusu musun yok daha sonra mı bu bölgede görev almaya başladın?

Ben her yerde oynadım. Kalecilik de yaptım, defansta, orta sahada da oynadım. Ama forvet oynamayı ve gol atmayı çok sevdim.

Her bölgede oynamış bir oyuncu olarak, sence bir forvetin diğer bölgelerde oynayan oyunculara göre ayırt edici özelliği nedir?
Bence bir forvet oyuncusunun öncelikle gözü olması lazım. Yani oyunu iyi görebilmeli. Zeki olmalı, oyunu iyi okumalı ve gücünü akıllıca, ekonomik kullanmayı bilmeli. Her yere deli gibi koşmanın bir anlamı olmuyor. Ayrıca hızlı olmalı. Bir forvet oyuncusu için hız çok önemli. Tabii arkadaşlarına yardım etmeli ve onlarla top alışverişi yapmalı. Bir de şut çekebilmeli.

Sen bir forvet oyuncusu olarak kendinde hangi yönlerinin eksik ya da iyi olduğunu düşünüyorsun?
Benim taktik yönüm biraz zayıf. Bu yönümü geliştirmem gerekiyor. Zaten St. Pauli’deki hocamız bana bu konuda özel olarak yardım ediyor. Sol ayağım, sağa göre pek iyi değil. Onun için de özel olarak çalışıyorum. Biraz da kafa toplarında zayıf olduğumu söyleyebilirim. Ayrıca fiziğimi de geliştirmem lazım. Kendimde gördüğüm bu eksiklikler için tabii ki antrenmanlardan önce ve sonra ekstra çalışmalar yapıyorum. Ama hızım ve şutlarım fena sayılmaz. Tabii onları da geliştirmem gerektiğini biliyorum.

Dünyanın en ilginç kulüplerinden biri olan St. Pauli’de oynuyorsun. St. Pauli, Almanya’nın dışından neredeyse dünyanın her yerinde taraftarı olan, değişik özelliklere sahip bir takım. Bize St. Pauli’yi anlatır mısın?
Gerçekten de St. Pauli diğer bütün takımlardan çok farklı. Bir kulüp değil de bir aile gibiyiz. Taraftarlarımız çok önemli. Onlar için bazı şeyler yenmek ve yenilmekten daha önce geliyor. Bize her konuda çok yardım ediyorlar. Mesela dışarı çıktığımız zaman hiç tanımadığımız taraftarlarla oturur bir şeyler içer, sohbet eder, birlikte zaman geçiririz. Bu tarz şeyler orada çok normaldir. Yani takımla taraftar iç içe. Ayrıca St. Pauli’de hiçbir ayrım yok. Orada eğer iyi futbolcuysanız oynarsınız. Alman, Türk veya Afrikalı olmanın herhangi bir farkı bulunmaz.

İlk maçına ne zaman çıktın? Nasıl bir duyguydu?
2008 yılında ilk maçımı Mainz’e karşı oynadım. Gerçi çok az oynamıştım, sadece 1 dakika. Ama yine de a takım forması ile sahaya çıkmak çok güzel ve heyecan vericiydi. O havayı koklamak benim için güzel bir duyguydu.

Kayserispor ile 4 yıllık sözleşme imzaladın. İmza konusunda seni ikna eden ne oldu?
Kayserispor ile uzun zamandır menajerim aracığı ile devam eden bir görüşmemiz vardı ve beni ciddi bir şekilde istiyorlardı. Tolunay Kafkas ile birebir görüşmem de imza atmam konusunda oldukça etkili oldu. Ayrıca en önemli tercih sebeplerimden birisi de Kayserispor’da genç oyunculara verilen şans. Tolunay Hoca genç oyunculara oldukça önem veriyor ve bu benim gibi genç oyuncular için çok önemli. Ben de Kayserispor’da forma giyerek Turkcell Süper Ligi önemli bir ligde kendimi geliştirme şansı bulacağım ve daha iyi bir oyuncu olacağım.

Ömer Şişmanoğlu futbol dışında kalan zamanlarında neler yapar?
Dans etmeyi çok seviyorum. Hip-hop yapıyorum. Arkadaşlarımla fırsat bulduğumuzda basketbol sahasında olsun, başka yerlerde olsun dans ediyorum. Ayrıca sinema da çok hoşuma gidiyor. Arkadaşlarımla sinemaya gitmek, onlarla gezmek, eğlenmekten çok zevk alıyorum. Ayrıca yüzmeyi, masa tenisi oynamayı seviyorum. Kardeşlerimle yüzüyor, babamla masa tenisi oynuyorum.

Ayrıca Ömer bu röportajda hayalinin Barcelona olduğunu da söylüyor. Onun için şimdilik uzak bir hayal gibi. Ancak kendini geliştirse kesinlikle Avrupa'da oynama şansı bulacaktır. Onun bu yeteneği ve saha içinde ki olumlu duruşu gitgide onu daha iyi yerlere getirecek.

7 Aralık 2010 Salı

Kayserispor - Eskişehirspor


Dün akşam süper ligin bu hafta ki son maçındaydım; Bilet fiyatları yine çok ucuz 1-2 ve 5 Tl. Taraftarda dün epeyce ateşliydi, destek tamdı. Maça geçmeden önce yine bazı şikayetlerim var. Stadla ilgili. Stadın güvenliği özel güvenlik şirketlerine veriliyor. Özel güvenlikten gelen görevliler işlerini baştan sağma yapıyorlar. Stada giriş tam bir felaket. Turnikelerde inanılmaz bir yığılma var ve çocuğuyla gelen bir insan maça sapa sağlam girebilmek için ancak maçın başlamasını bekleyebilir.



Maça dönelim. Maçın ilk yarısı tempoluydu. Kayserispor her zaman ki gibi dikine oynama isteğiyle maça başladı. Ancak ileride topu tutabilecek bir hedef forvet olmayınca bu ataklar başka yollara döndü. Oyunu sürekli kanatlara aktardı. Defans hattının sağında Önder görev aldı. Serdar Kesimal sarı kart cezalısı olduğu için dün ki maçta onun yerine 2 sene önce gösterdiği performansla Milli takıma kadar yükselen, ama ciddi bir sakatlık geçiren Eren Güngör uzun bir süre sonra forma giydi. Şota'nın sağ bekte bir kararsızlığı var. Hamza, Serdar ve dünde Önder oynadı. Önder sağ bekte hiç olmadı ama. Çoğu pozisyonda çok içe girdi Önder. Defans 3lü gibi oldu. Maç içinde bazı olumlu hareketleri oldu tabi, müthiş bir şut çıkardı mesela. Benim onun hakkında çok şey vadettiğim, bir Maicon, bir Alves ve bir Bale olarak tanımladığım Hasan Ali ise dün ki maçta ataklara pek katılmadı. Galatasaray maçında Sabri'yi, Ali Turan'ı çileden çıkartan adam dün pek tadı yoktu. Defans hattında altı çizilecek bir adam var.

Alexander Amisulashvili; Hasan Şaş onu bu kadar beğenmekte haklı. İnanılmaz soğukkanlı, hiç tereddüt etmiyor. Maç içinde maç eksiği olan Eren'in bazı hatalarını kapadı. Her şeyden öte ayağıda çok düzgün. Oyun kurabiliyor. Defanstan çıkarttığı bir kaç topta hedefi tam 12den vurdu. Çok değerli bir oyuncu, Kayseri uzun yıllar defansını onla sağlama alabilir. Eren Güngör dün ilk golde hata yaptı. Maç eksiği epeyce göze battı ve bunun sonucu sakatlandı zaten. Geçmiş olsun diyelim, sahalara kısa sürede dön Eren, lazımsın sen bize. Kayserispor'dan Eren'in sakatlığı ile ilgili açıklama;
Kayserispor’un genç oyuncusu Eren Güngör 57.dakikada  sağ dizinden aldığı darbe ile yine sakatlandı.
Maçın 57.dakikasında Jesi ile girdiği ikili mücadeleden sonra sakatlandı.
Daha önceki sakatlığı sol dizin de meydana gelmişti.
Eren Güngör’un yarın (Pazartesi)  çekilecek MR’dan sonra durumu netleşecek.
Son gelen haberlere göre yan çapraz bağları kopmuş.

 Maçta Kayseri etkili derken beklenmedik bir gol geldi, hem de beklenmedik bir adamdan. Maçın 9. dakikasında Diego Angelo uzaktan çok şık bir gol attı. Hamidou'nun önde olması ve Eren'in kademe hatasının da golde etkisi var tabi ama yiğidi öldür hakkını yeme güzel goldü. Rıza hocayla pek şans bulmamıştı Diego, sene başı Genoa'dan geldi Bülent Uygun'la formayı giymeye başladı.  Es-Es'de büyük beklentiler olan oyuncular dün hep saha kenarındaydı. Es-Es'e büyük katkı vereceğini düşündüğüm Pele dün yedekteydi, Tello'da öyle, bir de Sezer var. Batuhan ise kadroda yoktu. Sezer ve Pele sonradan oyuna girdi, Tello ise yedek kulübesinde kaldı öylece. Es-Es dün maçı kazanmak için gelmemiş Kayseri'ye. Ataklarının hepsi Kayseri'den top kayıplarından sonra geldi. Kontra atak futbolu bir nebze. Bülent Uygun burdada güzel bir futbol ortaya koyamadı. Erkan, Jaycee, Alper hepsi hızlı oyuncular Es-Es bu oyun taktiğiyle umarım sadece bu maçlık oynamıştır.

Kayseri'de yeni dönemin önemli isimlerinden Ömer ile eşitliği sağladı. Ömer sol kanatta arı gibi çalışıyor. Çok hızlı ve teknik. Hücumda top kaptırmıyor, kaybettiği topa hemen basıp geri alıyor. Maçın Kayseri adına Selim'le birlikte en önemli isimlerindendi. Ömer'le ilgili ayrı bir yazı yazmam gerek.
İlk yarının istatikleri
Kayseri topla oynama %58
Eskişehir % 42
Kayseri köşe vuruşu 8
Eskişehir köşe vuruşu 2
Maçın 2. yarısı inanılmaz zevksizdi. Kayseri sadece yan pas yaptı. Yan pas, yan pas nereye kadar. Oyunda hakimiyetin var ancak topu iyi kullanamadın. Sürekli yan pas yaptılar, sürekli topu kanata attılar. Ama kanatta bir etkinlik yok. Mehmet Eren dün berbat bir günündeydi. Top sürekli ona geldi, topların hepsini ezdi, bir türlü istediğinin yapmadı ve 65. dakikadan sonrada küstü, sağ çizgide öylece durdu. İlk değişiklik olması gerekirken 90 dakika sahada kaldı. Abdullah'ta dün kötüydü. Doğru kararları veremedi bir türlü.
Es-Es 69'da tekrar öne geçti Burhan'ın golüyle. Ofsayt kokan bir gol. Ama olsun Kayseri bir türlü öne geçemedi maçta. Bu golden sonra Şota sıkıştı, hemen değişiklikler geldi. Ömer yerine Ali, Önder yerine Furkan girdi.
Selim Teber defansın göbeğine geçti. Bir kez daha hayran kaldım Selim'e. Sen Almanya'da 10 numara oyna, gel burda stopere geç helal olsun başka ne denir ki. Ali oyuna biraz hareketlilik getirdi, Furkan ise sakatlıktan yeni çıktı fizik olarak iyi değildi, ama kulübede de başka tercih yok. Dakikalar 80'i gösterdiğinde Kayseri Es-Es kalesini abluka altına aldı. Bir şut geldi önce direkten döndü, sonra ceza sahası içi karıştı, ve bunun sonunda Ali Bilgin ile gol geldi.

Sonuç olarak Kayseri'de bir hedef eksikliği var. İyi bir santrfor lazım ve tabi kulübeye transferler. Hücum hattının değerli isimlerinden biri Moritz dün kötüydü. 79. dakikada ıska geçtiği top tam bir felaket. Sakatlıktan tam çıkamamış daha. Emir Kujoviç bu takıma ilaç olur. Hücum hattını genişletme çabalarıyla ilgili Kayserispor'un şu haber var;
Kayserispor’un sezon başında ısrarla peşinde koştuğu Kris Boyd transferi bir türlü gerçekleşmemişti.
Daily Record Gazetesinde çıkan haberlere göre Kayserispor’un Kris Boyd ile görüştüğünü ve bu oyuncunun Ocak ayında Kayserispor’a gitme ihtimalinden söz ediyor.
Blackburn, Kayserispor ve bir kaç Alman kulübü Kris Boyd’u transfer için görüştüğünü yazdı.
Furkan ve Abdullah ikilisi gerçekten sağlıklı oldukları zaman orta sahaya büyük güç ve dinamizm getirir. Ve tabi her zaman söylediğimiz gibi bir kesici gerek orta sahaya. Defansif özelliği biraz daha fazla olan. Selim'in üzerinde ki yüküde olmak lazım biraz. 34 maç, bütün maçlarda topu böyle tek başına dağıtamaz.

Es-Es için ise bu oyunu umarım sadece Kayseri'ye özeldir. Bülent Uygun takımı dengeli kullanamıyor gibi. Kulübede Pele, Tello, Sezer, Ahmet Sarı ve Doğa gibi çok etkili isimler var. Bunlara dün pek şans vermedi. Belki de ben objektif değilim bu konuda, Buca olayından sonra Bülent Uygun'a 1 gram sempatim kalmadı.
Hakem çok fazla düdük çalmadı, çalması gereken pozisyonları çalmadı, oynatmak için değildi bu çalmamasının  sebebi.
Bu arada hakemle ilgili Şota'nın şu açıklamalarına yer versek yeterli olacaktır;
Kayserispor Teknik Direktörü Maç sonunda sert konuştu.
“Hakemler hakkında bugüne kadar konuşmadık. Puanlar kaybettik yine bir şey söylemedik. Her hafta görüyorum; sipariş veriyorlar. Şu oldu, bu oldu diyerek hakemleri hazırlamaya çalışıyor. Ofsayt gol yedik. Gol attık onu vermediler. Her maçtan sonra hakemi mi konuşacağız? İnsan hata yapabilir ama ofsayt demek ofsayt demek. Onu görecek. Sustuk hiçbir şey söylemiyoruz ama zor geliyor.”

22 Kasım 2010 Pazartesi

Kayserispor - Galatasaray


Bu sene daha ilk kez stada gitme fırsatı buldum. İyi ki de gitmişim. Kayseri Kadir Has Stadının çimleri de düzelmeye başlamış, stat tamamen dolu, hava güzel geriye ne kalıyor güzel bir futbol. Ee bunuda nispeten gördük sayıyorum. Ama parantez açmak istediğim nokta şu; Kayseri'nin taraftar çekme isteği. Bildiğiniz gibi stadın dolmamasından şikayetçi Kayseri yönetimi ve tabi ben de. Dün ki gibi büyük maçlarda stadı doldurmak için herşeyi yapıyorlar. Dün ki maçın bilet fiyatları 10-20-50 Tl arasındaydı. Ayrıca maç giriş saati ve çıkış saatinde tramvay ve otobüsler bedavaydı. Halkı stada çekmek için her şey vardı. Taraftarda bu maçta stadı tamamen doldurdu. Ee statda doldu şimdi maça geçelim.

Kayseri maçın başında hemen Galatasaray kalecine gitmeye başladı. İlk 5 dakika her iki takım pozisyonlar buldu. Sonrasında ise Kayseri'nin oyuncu kontrol eden ve sahada gücünü hissettiren bir oyunu vardı. Tam anlamıyla pas yapmayı düşünen, topu çok olumlu kullanan bir takım Kayseri. Bu topu kullanmada Selim Teber'den başlıyor. Bir çok pozisyonda Selim defansın içine kadar gelerek topu alıyor ve topu o dağıtıyor. Oyunu kuran adam Selim Teber. Orta sahada dün ki maçta Selim'in rol arkadaşları Santana ve Abdullah'tı. Benim çok beğendiğim Furkan sakatlığı sebebiyle yoktu. Ama Kayseri orta sahasının bu oyunu ne kadar bildiği maç içinde ortaya çıktı. Santana 2 tane net pozisyon yakaladı, özellikler biri evlere şenlikti gidip Ufuk'a teslim etti topu , Abdullah'ın ise bir pozisyonu vardı. Orta saha oyuncuları her daim işin içinde Kayseri'de. Sahaya ilk çıkışta 4-3-3 sisteminde görülen 2 kanat oyuncusu Mehmet Eren ve Ömer Şişmanoğlu ise çok zorladırlar. Onlarda bir çok pozisyona girdi. Ömer sağ kanattan bir çok pozisyona girdi ancak pozisyon tercihlerini çok erken kullandı. Ceza sahasına girer girmez şut kullandı. Mehmet Eren ise net bir pozisyonda ayağı dolandı. Zalayeta ise maçın son dakikalarında etkinliğini arttırdı. Pozisyonlara giren adam oldu. Maçın ilk yarısında vücudunun herhangi bir yeriyle bile dokunsa gol olacak pozisyondan sonra, hücumlarda yan rol oynamıştı. Son dakikalarda ise pozisyonları zorlayan adam oldu. Ancak Kayserispor'un bu maçta gol atamamasının sebebi Zalayeta'nın hiç kariyeri boyuncu hedef adam olmaması, birinci adam olmaması ve hiç bir zaman bir takımın en çok gol atan oyuncusu olmaması. Şimdi de fizik gücü yetersiz kalıyor bazı pozisyonlarda. Ancak takıma katkısı olacaktır tabi. 2 yıl önce ki Nonda gibi olabilir Kayserispor'da. Ama Kayserispor bu zaafı daha 2-3 hafta öncesinden görüp Kujoviç le anlaşmışlardı. Kujoviç'in bu takıma çok daha fazla opsiyon tanıyacağı belli. Hem fizikli ve kuvvetli bir oyuncu, hem de ayaklarına hakim oyunu biliyor. Tekrar söylemeye gerek yok burda  yazmıştım zaten.

Yalnız Kayseri'de öyle bir adam var ki apayrı bir şey oynuyor. Hasan Ali Kaldırım, Maicon, Dani Alves bunlardan hiç bir eksiği yok Hasan Ali'nin. Sol kanadı inanılmaz kullanıyor. Hem defansı, hem ofansı eksiksiz yapıyor. Hücuma bilerek katılıyor, hızlı ve topa hakim bir futbolcu. 90 dakika hiç durmadan gitti geldi. Galatasaray'ın sağ tarafını inanılmaz rahatsız etti. Öyle ki bir pozisyonda Hasan Ali'yi tost yaptılar. Hasan Ali'nin bir de şöyle bir özelliği var kaptığı toplarda içeri katedebiliyor. Kanada kaçmıyor hemen.

Kayserispor oyunu çok iyi açıyor, çok rahat pozisyona giriyor. Kujoviç'in gelişiyle dahada rahatlayacaklar. Ancak Kayseri'nin başka 2 transfere daha ihtiyacı var. Biri orta sahada bir kesici lazım. Daha düz bir oyuncu, mücadeleci. Dün ki maçta Neill bir ara 60 metre top sürdü, bir kaç kez daha böyle rahat rahat çıktı. Kayseri'nin orta sahası nasıl bu kadar boş olabilir diye düşündüm. Bir de hücumcu sağ bek lazım. Sağ bekte Hamza oynadı dün, onun dışında o bölgede Serdar ve ye Önde görev alıyor. Daha hücumcu, daha opsiyonlu bir oyuncu lazım. İlla ilk 11 olması gerek değil, sadece bir opsiyon. Bunlar giderilirse Kayseri şampiyonluğu oynar.

Galatasaray ise evlere şenlik. Topu alıp, sorumluluk üstlenen yok takımda. Oyun kurmaktan acizler. Sağında ki adamı topu atamıyorlar, oyun kurulurken gelip topu alıp, oyuna sokan yok. Şu takımda da bu sorumluluğu alacak kimse yok. Hiç kimsenin kaderi belli değil kadroda. Galatasaray'da aslında çok konuşulacak  bir şey yok. Oyununu ileriye götürmedi, alınan 1 puan takım iyi yönde dedirtiyorsa o zaman oturup daha uzun soluklu düşünmek lazım. Bir önceki Galatasaray yazımda da yazmıştım, forvet oyuncusu olmayan Galatasaray'da alt yapıyı gören Tugay'ın Anıl ve Cem'e hiç şans vermemesi, tabi teknik direktör o mu diyebilirsiniz ama Tugay'ında söz hakkı epey vardır bu konularda. Sahada mücadele eden, etkili olmaya çalışan tek Galatasaraylı Sabri'ydi oda oyundan alındı nedense ? Ali Turan'ı çıkartıp onu beke çekmek ve ya Barış'ı çıkartıp Ayhan-Sabri kalmak varken ilginç bir tercihti.
Bir de Emre Çolak'la ilgili bir şey var. Dün Hasan Şaş yayında söylemişti ' Hagi, Aragones gibi belirli değişiklikleri var. Emre her maç 60 gibi oyuna giriyor.' demişti bir bakayım dedim. Emre Hagi geldiğinden beri oynana maçlarda sırasıyla, Fenerbahçe maçında 78'de, Antalyaspor maçında 61'de,  Trabzon maçında 85'de,  Denizli maçında 68'de, Manisa maçında 77'de, Kayseri maçında ise 61'de oyuna girdi. Umarım Emre hariç başka gençlere de güvenilir ve şans verilir.

Dediğim gibi Galatasaray'da konuşulacak bir futbolcu veya söylenecek pek bir şey yok. Elano'da yolcudur artık Misi'den sonra. Ruh halinin çok iyi olduğunu düşünmüyorum.
Bir de Misi'nin kadro dışı olayına değinelim. Bu konuda ne Hagi'de, ne de Misimoviç'de suç var. Suç yönetimin; şunu öğretemedik bir türlü, sadece Galatasaray için geçerli değil bu bütün kulüplerimiz için geçerli. Rijkaard varken teknik direktörün istediği transferler yapılmıyordu, Misimoviç alında Rijkaard'a. Ne sistemine uyar Rijkaard'ın ne de isteklerine. 'Yeni Hagi' olarak geldi bir de Misi. Neyse Rijkaard gitti, ne olacak, ne bitecek diye beklenirken yine bir hata geldi yönetimden. Siz dünya markası bir hocayı gönderiyorsunuz, takım kötü durumda sizin artık takıma göre hoca getirmeniz lazım. Takımınızın en büyük yıldızı Arda sakat, Baroş belli değil, Elano'nun ruh hali belli, Kewell var-yok. Geriye Misimoviç kalıyor. Misimoviç'in bir takımı nerelere getirebileceğini hepimiz biliyoruz, bütün takımı oynatabilen, bir frikikle maçı çevirebilen bir futbolcu. Böyle oyuncuları oynatabilecek bir hoca getirilmeliydi. Hagi'ye verdiler 'yeni Hagi'yi ama olmadı. Hagi'yle yeniden doğması beklenen Servet 'tınn'. Hagi'nin gelişiyle tek artı performans gösteren oyuncu Pino. Yönetim artık git ya..

Sonuç olarak şu var; Galatasaray bu sezon şampiyonluğu unutsunlar, ama bir teselli Kayseri böyle giderse zirvede sarı-kırmızı renkler yine görülecek.

5 Kasım 2010 Cuma

Ozan İpek'te ki Formsuzluğun Nedeni

Ozan İpek'te ki formsuzluğun nedenini buldum. Adama forma numarası uğursuz geldi. Geçen sene 33 numaralı formayla müthiş bir performans sergileyen Ozan, bu sene 20 numarayla daha hiçbir maçta katkı veremedi.

31 Ekim 2010 Pazar

Ersan Gülüm Röportajı

 Beşiktaş-Sivasspor mücadelesinde ortaya iyi bir oyun koyan ve benim çok beğendiğim bir futbolcu olan Ersan hakkında yazılan bir yazı...

 Ersan Gülüm hakkında bilinmeyen 10 şey

Goal.com Bank Asya 1. Lig yazarı Hüseyin Ataş, Beşiktaş'ın yeni stoperi Ersan Adem Gülüm'ün bilinmeyen yönlerini sizler için derledi.


TFF İkinci Lig: Ersan Gülüm (Adanaspor)
İşte başarılı stoper hakkında bilimedikleriniz;

1- 2008 sezonunda Adanaspor'a transfer olan Ersan, 1. Lig'deki ilk sezonunun sonunda Bank Asya 1. Lig'in en değerli 11 futbolcusundan birisi seçildi. Geçtiğimiz sezon da harika bir performans gösteren Ersan, Galatasaray başta olmak üzere Beşiktaş ve Manchester City'nin dikkatini çekmişti.

2- Galatasaray'a 1.2 milyon avro bedel karşılığı transfer olacağı haberi Avustralya basınında dahi yer almasına rağmen bu transfer gerçekleşmedi. Beşiktaş'ın Ersan'ı gelecek sezon sonu kadrosundan tutmak istemesi halinde Beşiktaş'a ödeyeceği bonservis bedeli 4 milyon dolar.

3- Adanaspor'da geçirdiği 2 senede, sezon başına 32 maç ortalaması ile oynayan Ersan Gülüm, üstün top tekniği ve oyun zekasının yanı sıra attığı gollerle de dikkat çekti. Dardanelspor, Giresunspor ve Orduspor maçlarında 1'er gol atan Ersan takımına 9 puan kazandırdı.

4- Avustralya Ümit milli takımıyla İngiltere'ye bir turnuva maçına giden Ersan, Ersun Yanal'ın scout ağından bir yetkili tarafından izlenip beğenilmiş ve sonrasında da Yanal'ın o dönemdeki takımı Manisaspor'a transfer olmuştu.

5- Manisaspor'da tutunamayan Ersan'ın o takımdaki en yakın arkadaşı Galatasaray'ın başarılı oyuncusu Hakan Balta olmuştu. Ersan'ın Manisaspor günlerinden en fazla yanında olan Balta halen Ersan ile görüşür.

6- Ersan Adem Gülüm'in Süper Lig'de en çok beğendiği mevkidaşları ise Galatasaray'lı Servet Çetin ve Fenerbahçe'li Diego Lugano.

7- Bugüne kadar Türk milli takımının herhangi bir kademesinden davet almayan Ersan, zaman zaman Avustralya ümit milli takımına çağrılmıştı.

8- Ersan'ın asla unutmayacağım ve kalbimde özel bir yeri var dediği takım ise Elazığspor. Adanaspor'da da taraftarın sevgilisi olan Ersan takım arkadaşlarıyla vedalaşırken gözyaşlarına hakim olamadı.

9- Ersan Gülüm, Harry Kewell'ın en büyük hayranlarından birisi ve onunla aynı ülkede futbol oynamaktan büyük mutluluuk duyuyor. Artık Kewell ile rakip olacak olan Ersan için Nizamettin Çalışkan ve Uğur İnceman da özel önem taşıyan isimler.

10- Geçtiğimiz sezon sonu Adanalı bir hanımefendi ile nişanlanan Ersan Adem Gülüm, Adanaspor Başkanı Bayram Akgül'ün; "Artık Adana'ya enişte oldun, atarsın 5 yıllık imza" esprilerine maruz kalmıştı.

Hüseyin Ataş / Goal.com

17 Ekim 2010 Pazar

Orhan Gülle Röportajı

Orhan Gülle: Güçlü, hırslı ve akıllı 26.11.2009
Orhan Gülle: Güçlü, hırslı ve akıllı
|
Yaşı henüz 17 ama bir Avrupa Şampiyonası, bir Dünya Kupası yaşadı, Akdeniz Oyunları'nda U21 Takımının formasını sırtında taşıdı. Güçlü fiziği, bitmeyen enerjisi ve hırsıyla ideal bir orta saha oyuncusu. 30 saatlik Nijerya-Türkiye yolculuğundan bir gün sonra Bolu'da maça çıkıp 90 dakika oynayan ve iki asist yapan bir genç var karşımızda. Ve o genç sadece futbolla yaşamıyor, eğitim hayatını da Bahçeşehir Üniversitesi'nin Ekonomi Bölümü'nde sürdürüyor.

Röportaj: Selim Şakarcan / TamSaha
Beşiktaş'ın umutla beklediği, Milli Takımlarımızın ise A takım hariç her düzeyinde oynayan bir oyuncusun. Bize biraz kendinden bahseder misin?
1992 yılında Trabzon'da doğdum. 1 yaşımdayken İstanbul'a gelmişiz. Dört kardeşiz. Bir ağabeyim, bir ablam ve bir erkek kardeşim var. Annem ev hanımı, babam ise esnaf.

Futbola nasıl başladın?
Aileden gelen bir futbol sevgisi vardı. Ben de çok küçükken mahallede arkadaşlarla oynamaya başladım. On bir yaşımdayken ilk defa okul takımında oynamaya başladım. Daha sonra oturduğumuz semtin takımı olan Esenlerspor'a geçtim. Amatör küme takımıydı ve orta sahada oynuyordum. O günlerde çok büyük bir hedefim yoktu. Futbolcu olmayı hep hayal olarak görüyordum.

İlk başladığın günlerde, beğendiğin, örnek aldığın futbolcu kimdi?
O günlerde tek hayal ettiğim, hayranlıkla izlediğim futbolcu Zinedine Zidane'dı

Beşiktaş'a transferin nasıl gerçekleşti?
Amatör takımlar arasında İstanbul şampiyonası maçları oluyordu. Takım olarak çok başarılı maçlar çıkarıyorduk. Bu maçları izlemeye Beşiktaş'ın antrenörleri de geliyordu. Beni beğenmişler. Yazın deneme antrenmanına çağırdılar. Birkaç antrenman sonrasında, Esenlerspor'dan lisansımı aldılar. Dört senedir Beşiktaş'ta oynuyorum.

Futbolun yoğun temposu içinde eğitimini sürdürebiliyor musun?
Tabiî ki bu yoğun tempoda eğitimimi sürdürmek kolay olmuyor ama liseyi bitirdim. Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomi bölümünü kazandım, şimdi İngilizce hazırlık okuyorum. Eğitim biraz ikinci planda kalsa da devam edeceğim.

Oynadığın mevki itibariyle, faal futbolcular arasında kimleri örnek alıyorsun?
Xavi, Iniesta ve Gerard mevkileri itibarıyla dünyanın en iyi futbolcuları bence. Bu oyuncuların maçlarını hiç kaçırmıyorum, sürekli izliyorum.
Alex ve Ernst'i beğeniyorum
Türkiye'deki yabancılardan kimleri beğeniyorsun?
Benim mevkiime göre biraz daha hücuma dönük oynuyor ama bence en iyisi Alex. "Koşmuyor, mücadele etmiyor" diyorlar ama takımına katkısı ortada. Kendi mevkiimde ise kesinlikle Fabian Ernst'i çok beğeniyorum. Hırsı, mücadelesi ve oyunun her iki yönünü de oynamasıyla bence ülkemizdeki en iyi orta saha oyuncusu.

Beşiktaş'taki hedeflerin neler?
Şu anda A2 Ligi'nde oynuyorum. Öncelikle A takıma çıkıp oynamak ve kalıcı olmak istiyorum. Bu şans şu ana kadar gelmedi. Geldiği zaman en iyi şekilde değerlendireceğime inanıyorum, kendime güveniyorum.

Bugüne kadar Beşiktaş'ta A takımla idmanlara çıktın mı?
Bu sezon başında kısa bir süre de olsa idmanlara çıktım ama devamı gelmedi. Tekrar çağırılacağıma inanıyorum.

Yabancı oyunculardan dolayı altyapılardaki gençlerin şansı azalıyor mu? Özellikle senin oynadığın mevkide kulüplerimiz genellikle yabancı oyuncuları tercih ediyor.
Ülkemizde büyük kulüpler, Avrupa'da başarılı olmak için özellikle orta saha oyuncularını yabancılardan seçiyor. Altyapılardaki orta saha oyuncularının da şansı azalıyor tabii ki.
Bu konu biraz da A takım teknik direktörünün kim olduğuna da bağlı. Gençlere önem veren bir teknik direktörse şansımız artıyor. Bize de verilen şansı iyi değerlendirmek düşüyor.

İleriye dönük hedeflerin neler? Avrupa'da hangi ligleri ve takımları beğeniyorsun?
Öncelikle Turkcell Süper Lig'de oynamak ve başarılı olmak istiyorum. Sonra tabii ki Avrupa'da oynamak isterim. İngiltere ve İspanya'da oynamak, Barcelona veya Arsenal forması giymek en büyük hayalim.

Milli Takımlara ilk kez ne zaman çağrılmıştın?
İlk defa U15 Takımına çağırıldım. O dönemde iki kamp yapılmıştı. İlkine çağrılmamıştım. İkinci kamp öncesi Beşiktaş'la Türkiye Şampiyonu olmuştuk. Şampiyonluktan hemen sonra İspanya kampına davet edildim. O günden itibaren de her kampa katıldım.

İlk çağrıldığında neler hissetmiştin?
Çok heyecanlanmıştım. 15 yaşında milli formayı giymek çok büyük bir mutluluk. Herkesin yaşayamayacağı bir duygu.
 
Milli Takım'a çağrıldığıma inanamamıştım
Ailen neler hissetmişti?
İlk çağırıldığımda babam ve ağabeyimle halı saha maçı yapıyorduk. Telefonumu dışarıda birine bırakmıştım. "Telefonun çalıyor" diye seslendiler, önce önemsemedim. Sonra "Beşiktaş'tan Haluk Hocan arıyor. Milli Takım'a çağrılmışsın" dediklerinde hemen maçı bıraktım ve telefonu aldım, hocamla görüştüm. Çok mutlu oldum. Tabii ki ailem de çok mutlu oldu. Biz aile olarak duygularımızı pek dışarıya belli etmeyiz. Babama "Milli Takım'a çağırılmışım" dediğimde ilk tepkisi, "Tamam, hadi gel takımı eksik bırakıyorsun" oldu. Halı saha maçı bittikten sonra kutladık, herkes tebrik etti. Annem çok mutlu oldu. Annem hep öncelikle okumamı istiyordu. Ben ikisine de devam ediyorum.

Hazır Milli Takım'dan bahsederken, biraz da Nijerya'da düzenlenen 17 Yaş Altı Dünya Kupası'ndan konuşalım. Dünya Kupası'nda oynamak nasıl bir duyguydu?
Birçok futbolcunun belki de kariyeri boyunca oynayamayacağı bir kupa. 17 yaş altı Dünya Kupası olsa da benim için çok büyük bir tecrübe ve onurdu.

Takım olarak, Nijerya'ya gitmeden önceki hedefiniz neydi?
Takım olarak en kötü yarı finali hedeflemiştik. Çeyrek final her ne kadar başarı sayılsa da yarı finale kesinlikle kalmalıydık. Çok üzüldük ama bizim için çok önemli bir tecrübe oldu.

Dünya Kupası'nda oynadığınız rakiplerinizi değerlendirirsen, özellikle fizik olarak fark var mıydı?
İlk maçımızı Burkina Faso ile oynadık. Rakibimiz bizi kondisyon ve fizik olarak zorladı diyebilirim. Kosta Rika maçı daha rahat geçti. Yeni Zelanda maçında cezalıydım, oynayamadım ama onlar da fizikli ve kuvvetli bir takımdı. Genel olarak Kosta Rika hariç bütün rakiplerimiz dayanıklı takımlardı.

Biraz da Nijerya'dan ve kamp ortamından bahsedersek neler söylemek istersin?
Bizim için çok farklı ve ilginç bir kamptı. Nijerya'yı, Afrika'yı görmüş olmaktan, insanlarını tanımaktan çok mutlu oldum. Rahat bir kamp ortamı yoktu ama takım olarak, kafile olarak çok uyumlu bir ortam sağladık. Böylelikle zor şartların üstesinden gelmeyi başardık. Başarı da bu yüzden geldi diye düşünüyorum.

Nijerya halkının futbola bakışı nasıl sence?
Gördüğüm kadarıyla zor şartlarda yaşıyorlar ve sosyal aktiviteleri yok diyebiliriz. Futbol onlar için çok önemli bir eğlence ve sosyal aktivite. Her maça çok ilgi gösterdiler. Farklı bir destek şekilleri vardı. 90 dakika durmadan gürültü çıkarıyorlardı. Saha içindeki arkadaşımı bile duymakta zorlandığım anlar oluyordu. Futbolu çok seviyorlar diyebilirim.
 
Kampın büyük bir bölümünü geçirdiğimiz Enugu şehrindeki otelde son akşam bizim için bir eğlence düzenlemişlerdi. Afrika dansı ve müziği hakkında neler düşünüyorsun?
Çok eğlenceliydi, karakterleri gibi dansları ve müzikleri de çok sıcak ve hareketli. Bazı arkadaşlarımızla biz de onlara eşlik ettik. İyi ilişkiler kurduğumuzu ve bizi sevdiklerini düşünüyorum.

17 Yaş Altı Milli Takım Teknik Direktörü Abdullah Ercan, 2002 Dünya Kupasında A Milli Takım kadrosundaydı. Sen henüz 10 yaşındaydın. Maçları izlemiş miydin? Neler hissetmiştin?
Dünya Kupası'nda Milli Takımımızı izlemek çok büyük bir heyecandı. Bütün maçları izlemeye çalışıyordum. Senegal maçı anlatılmaz, neredeyse ağlayacaktım. İlhan Mansız golü attığında duvardan duvara atlıyordum.

Hayal bile edemezdim
17 yaşında olmana rağmen, Ümit Milli Takım'da da oynuyorsun. Bunun sırrı nedir?
U17 Takımımızla bu sene Almanya'da düzenlenen Avrupa Şampiyonası'na kötü başlamıştık. Çok üzgündük ama İngiltere ile oynadığımız son maçı kazanırsak Dünya Kupası'na katılacağımızı biliyorduk. Sakattım ancak oynamak istiyordum. Hocamız ve doktorumuzla konuşarak oynadım. Kendimi övmek zor ama belki de kariyerimin en iyi maçlarından birini çıkardım diyebilirim. O maçı Genç Milli Takımlarda görev yapan antrenörlerin birçoğu izlemişti. Özellikle Metin Tekin Hocamız da oradaydı. Bu şampiyonadan sonra Ümit Milli Takımımızın Azerbaycan'la bir hazırlık maçı vardı. Hami Mandıralı Hocamız ilk defa o maçta beni Ümit Milli Takım kadrosuna çağırdı. İlk on bir oynamış ve bir asist yapmıştım. Sonrasında Akdeniz Oyunları kadrosuna da çağrıldım. Esenlerspor'da bütün bunlar hayal gibi geliyordu ama şimdi 17 yaşımda, Ümit Milli Takım'da oynuyordum. Gerçekten bütün altyapı hocalarıma, özellikle Hami Mandıralı Hocama çok teşekkür ediyorum.

Futbol dışındaki vaktini nasıl geçiriyorsun?
Zamanımızın çoğu futbolla geçiyor. Beş gün idman, bir gün de maç, sadece bir günümüz boş oluyor. O gün de genellikle evde dinlenmeyi tercih ediyorum. Dışarı çıkarsam da alışveriş ya da akraba ziyaretleri ile geçiriyorum günümü.
 
En büyük katkı ailemden
Futbola başladığın günden bugüne sende emeği olduğunu düşündüğün insanlar kimler?
Kesinlikle en büyük katkı ailemindir. Annemin, babamın, ağabeyimin ve ablamın emeği tartışılmaz. Ailemden sonra tabii ki hocalarımın katkısı çok büyük. Esenlerspor'da Hilmi, Cengiz ve Erhan Hocamız, Beşiktaş'ta ise öncelikle beni izleyen ve Beşiktaş'a transferimi sağlayan Haluk ve Muharrem Hocamız ile daha sonra antrenörlüğümü yapan Halim ve Fikret hocalarımızın emeği büyük.

Bir aylık Dünya Kupası kampından sonra yaklaşık 30 saatlik yolculuğun üstüne A2 takımının maç kadrosuna alındın. Nasıl gelişti?
Nijerya'dan döner dönmez kulübümdeki antrenörüm aradı ve maç kadrosuna alındığımızı, oynayıp oynamamaya bizim karar vereceğimizi söyledi. Çok yorgunduk, 30 saatlik bir yolculuktan sonra İstanbul'a gelmiştik. Ertesi sabah Furkan, Sezer ve ben takımla beraber Bolu'ya gittik. Antrenörümüze oynamak istediğimizi söyledik ve 90 dakika oynadık.

Maçı kazandınız mı peki?
Evet, 3-0 kazandık. Arkadaşlar beni maçın adamı seçti. İki tane asist yaptım.

Futbolun yoğun temposuna ve zorluklarına güzel bir örnek olmuş.
Kesinlikle, futbolun zor bir spor olduğunu kanıtlıyor. Her zaman profesyonel yaşamalıyız ve kendimize çok iyi bakmalıyız.
 
 

16 Ekim 2010 Cumartesi

Nuri'nin Yolu Belli


Dün ki maçtan sonra Nuri'yle iligli yazmak şart oldu artık. Nuri şu anda Bundesliga'yı coşturuyor. Ribery, Robben, Elia, Raul gibi isimler ortada yokken, Nuri gümbür gümbür oynuyor.
Nuri şu anda takımının her şeyi. Gol attıran, atan, defans yapan, son dakika kurtarıcısı, her şeyi yani. 2 yıl önce Feyenoord'a kiralanınca 'buda kaybolacak be.' demiştim. Ama Nuri ne kaybolması, ıssız çölde, kutupta yaşayana bile adını duyuracak vaziyete geldi.
Nuri'nin durumunu bir bakıma şöylede özetleyebiliriz; Bundan 2 sezon önceydi, Schalke'den Bremen'e transfer olan bir genç vardı. Türk asıllı-Alman Mesut Özil'den bahsediyorum tabi. Mesut öyle bir sezon geçirdi ki akıllara zarar. 2-3 hafta jeneriklik goller attı, maçlar kazandı tek başına. O sene Bremen'i UEFA finaline taşıyan adamlardan biri oldu. Vee... Bu performanstan 1 yıl sonrası... Real Madrid'in kapıları Mesut'a sonuna kadar açıldı.
Ve şimdi Nuri'den aynı performansı izliyoruz. Nuri Feyenoord'dan hücum dersi alıp, Dortmund'da disiplin oldu. Kusursuz bir karışım. Nuri'nin tek dezavantajı ülke milli takımında oynayamaması ve Türkiye'nin uluslararası turnuvalarda çok kopuk bir performans sergilemesi.
Ama lafın özü şu; Nuri'ye bazı yollar, kapılar açıldı. Real Madrid, Barcelona, ManU, Milan vs. vs. Bu takımlara göz kırpıyor Nuri.

Ee başlangıçta dün ki maçtan sonra dedik. Köln maçına da değinelim. Dün Dortmund, Köln'ü Nuri'nin son dakika golüyle yendi. Maç 1-0 ken 83. dakikada Podolski'nin golü eşitliği sağladı ve Podolski Nuri'ye '3-0' gibi işaretler yaptı. Amaa... Nuri'nin cevap müthiş oldu. 90+1'de golünü attı ve gidip Podolski'nin önünde gol sevincini yaşadı, yani anlayacağımız Nuri, Podolski'ye hayatının atarını yaptı.
Helal olsun cCc Nuri Reis cCc

13 Ekim 2010 Çarşamba

Şerefsizlik, Seks ve Arda Turan


ARDA: ŞEREFSİZLİK, AHLAKSIZ DİZ BOYU. ARTIK NEFRET EDİYORUM
Sakatlığı konusunda doktorların gereken açıklamaları yaptığını söyleyen Arda Turan "Herkesin vücut yapısı, iyileşme süreci farklıdır. Ama bizim ülkemizde herkes doktor olmuş, fikirlerini beyan ediyor. Biri çıkmış sakatlığımın seks yüzünden olduğunu söylüyor. Bir gazete de şerefsiz ve ahlaksızlık içinde manşetine koyuyor. Hatta haberin yanına benim kız arkadaşımın fotoğraflarını da basıyor. Biz sustukça onlar üste çıkıyor. 238 maça çıkan Arda'ya bu ülkede saygı yok. Benim bir ailem yok. Onun bir ailesi yok. Nasıl olsa bunları yazanların da ailesi yok. Bu ülkede şerefsizlik ve ahlaksızlık almış başını gidiyor. Artık ben nefret etmeye başladım bu yaşananlardan. Artık sevmiyorum. Şerefsizlik diz boyu" diye konuştu.
Sahalara en yakın zamanda dönüp cevabı oyunuyla vermek istediğini söyleyen Arda Turan röportajı kulübünden izinsiz yaptığını fakat ceza alma uğruna bu röportajı verdiğini de kaydetti.

İşte bu Arda Turan'ın bu açıklamaları bir futbolcununda sabrının bir sınırı olduğunu gösterdi. Galatasaray takımı kaptanının kimseden çekinmeyeceğini söyledi Arda. Gazete manşeti, Erman Toroğlu'nun söyledikleri canına tak etmiş Arda'nın, kulüpten ceza almak falanda umrunda değil bu saatten sonra. Her şeyden geçelim, bu konu, bu tartışma herkese saygısızlık. Arda'nın özel yaşamına, Arda'ya, Arda'nın sevgilisi Sinem Kobal'a, ailelerine. Bu 2 ismin bir gazetede 'Seksten sakatlıklar iyileşmiyor.' gibi bir manşetin yanında adlarının olması 'yazık'. Bu isimlerin aileleri var. Amerikan ailesi değil ki bunlar. Kimin neyi hoş görüp, görmeyeceğini bilinmez. 1 manşet, bir çok insanın yaşamını etkileyebilir. Denecek fazla bir şey yok. ŞEREFSİZLİK DİZ BOYU.

Erman Toroğlu hakkında Artemio Franchi'nin yazısı...