6 Ekim 2010 Çarşamba

Milli Forma Aşkına


Bugünler Milli takımımız bir kulüp takımı gibi sürekli dillerde, sürekli konuşuluyor. Bunu anlamak mümkün değil. Yok futbolcuların primi, yok sakatlık, yok x, yok y. . . Milli takım bile medya tarafından rahat bırakılmıyorsa...

İlk önce şu prim konusuna değinelim. Milli takımda prim vermek ne kadar doğru? Çok doğru. Prim vereceksin elbette. Başarının karşılığı olmalı ama bir futbolcuya para için burada oynuyor diyemezsin. Emre Belözoğlu dün Ntv spor canlı yayınında çok güzel konuştu: "Bizler profesyonel oyuncularız. Geçimimizi bu meslekten karşılıyoruz. Milli Takım formasını 13 yaşımdan beri taşıyorum. Bugün 30 yaşındayım, 17 senedir bu formaya hizmet etmeye çalışıyorum. Hiçbir hesap içinde olmadım. Bugüne kadar kampta primle ilgili bir konu geçmedi. Bizler buraya gönüllü geliyoruz, buraya gelmeye can atıyoruz. Maddi hesapların içinde değiliz. Böylesine yakıştırmaları layık gören insanları da kınıyorum. Milli Takım'dan kazanacağım paraya ihtiyacım yok. Zaten bundan daha büyük bir övünç kaynağı yok." Haksızsın diyebilir miyiz? Ne Emre'nin, ne Aurelio'nun, ne de Necip'in burda ki prime ihtiyacı var. Hatta takımda ki oyuncular Ümit Millilere bile prim verir neyin davası bu arkadaş? 10 bin, 100 € ne fark eder. Başarının karşılığını belirleyenlere bırakmak lazım o işi.

Başka bir konu ise TFF'nin sorumsuzluğu, vurdumduymazlığı. Son Kale programını çok beğenmem ama bazen haklılar. Arda'nın sakatlanma sonrası tahmin edilen bir görüntü var. Ve görüntüde Arda sakat, ama saha içinde bir sürü gurbetçi var ve Arda'yla fotoğraf çektirme yarışındalar. 1. O gurbetçilerin saha içinde ne işi var? 2. Arda sakatken o fotoğraf karmaşasının orda ne işi var? Bunlar hep TFF'nin sorunu. 
Başka  bir sorununa geçelim TFF'nin geçen grup elemeleri maçı. Kazakistandayız. Futbolcular otobüsten inmiş içeri girmeyi bekliyor. Niye bekliyorlar, Kazak polisi durdurmuş. Niye durdurmuş bilinmez. Federasyon hiç bir şey yapmıyor o sırada. Hiddink onların dilinden biraz anlıyor diye kendini hırpalıyor orda. Orda ki polislere ya da her neyse görevlilere bu takımın geleceği haber verilmedi sanıyorsam, verilmeliydi. 
Biraz daha eskiye gidelim. Bunu bazıları belki sorun olarak algılamazlar ama yine de yazayım. ABD'de maç turnesine gitmiştik. 1. ve 3. maçları çok güzel bir atmosferde oynadık. Ama 2. maç rezalet. Antrenman sahasından hallice bir yer. Futbolcunun maç yapası gelmez. Sıkıcı mı sıkıcı bir maçtı. Koskoca Milli takıma başka yer mi kalmadı?
Şimdi asıl can alıcı nokta, 'Arda'nın sakatlığı'. Böyle kritik bir maçta en etkili oyuncumuzu kaybettik. Uzun sürede kaybetmiş olabiliriz. Ama dikkat çekmek istediğim nokta şu; Milli takım aşkına bu sakatlıklar neden? Arda sakatlığı tam geçmemişken, bir daha sakatlığım tam geçmeden oynamam diye açıklama yaparken, büyük ölçüde antrenman kaybı varken Milli takıma neden gelir? Cevabı açık; Arda 'ben gelmeyim, sakatım' dediği an 'vatan haini' ilan edilir. Bu ülkemizde her branşta böyledir. Mesela basketbol şampiyonasına Gasol, ABD'nin as yıldızları, Tony Parker vs. vs. gelmediler. Hidayet'te dese ki: 'Benim kafam yoğum, kötü bir sezon geçirdim, kariyerime bakacağım. Gelmiyorum.' dese neler olur neler? Ama diyemiyorlar işte, gelmek istiyorlar, ama bazende gelmek zorunda kalıyorlar. Niye böyle oluyor peki ? Cevabını vereyim. Vatan aşkı, bayrak aşkı yüzünden. 
Her ülke formasında futbol federasyonlarının logosu varken bizde bayrağımız var. Bu bize ek bir motivede olabilir, çok motive edip, işin içine de edebilir. Örnek vermek gerek irse; 2006 Dünya Kupası play off maçları. Alpay Özalan'ın durumu. Herkesin hatırlayacağı gibi Alpay sürpriz bir şekilde çağrılmıştı milli takıma, İsviçre'yle oynanan 2. maçta daha ilk dakikalarda penaltı yaptırmıştı. Son suçlu ilan edildi neredeyse Alpay. Ertesi gün çok tartışıldı bu konu. Ve Alpay'ın İstiklal Marşını söylerken ki görüntüsü her şeyi açıkladı. Öyle bir söylüyordu ki Alpay, ortalığı yıkacakmış gibi. Çok konsantre olmuştu, milli bir gurur meselesi yapmıştı Alpay bunu ve sonuçları bizim aleyhimize oldu.

Anlatmak istediğim şu; Milli forma aşkı güzel bir şey ama yerinde, kıvamında güzel. Bu forma aşkına sakat sakat bir maç oynayıp, 10 maç oynamamak sadakat değildir, bunu herkesin anlaması lazım.

1 yorum:

  1. Sabah spor servisinde Fuat Akdağ Arda'nın sakatlanması nedeniyle ağladığını söyledi.Benim kafamı karıştıran şu; çok değil Belçika maçından sonra Arda röportaj vermişti bir daha asla iyileşmeden oynamam diye.Şimdi de Arda Almanya maçında oynamak istiyor diye haberler görüyoruz(doğrumudur bilmem).Milli takım 1-2 maçlık bir periyot, Ardasız ölüme de gitmiyoruz ama Galatasaray zaten geçtiğimiz 4 haftayı Arda'sız olabilicek en iyi şekilde kapatmışken en az 6 hafta daha yabancı kontenjanı sorunu,hücuma yeterince çıkamamamız ve Arda'nın takıma yapabiliceği olumlu katkıları düşündükçe sinirler bozuluyor.Birde Emre B. Galatasaray'ın altyapısına bağlayınca iyice küfür etmeye başlıyorsun,adam 1 ay toplu çalışmamış 1 gün sonraki maç için yoruyorsun bile bile sakatlığa götürüyorsun sonra suçlu altyapıdaki çim.Aynı şey Hakan Balta ve Sabri için de geçerli.Onlarında sakatlık riski Arda'dan az değil.

    YanıtlayınSil