19 Eylül 2010 Pazar

Real-Mou-Rijkaard


Biraz önce biten Real Sociedad-Real Madrid maçı, bazı şeyleri net bir şekilde ortaya koyuyor.
Mourinho’lu Real Madrid 3 lig ve 1 ŞL maçına çıktı. Bunların 3’ü kazanıldı. Sonuç olarak ortada galibiyetle ve iyi olmayan bir futbol vardı. Mourinho’lu Madrid’de oyuncular değişti. 11’e beş tane yeni oyuncu dâhil oldu. Defansta Carvalho ve Pepe. Pepe’yi de son yıllarda pek oynamadığı için yeni sayabiliriz. Di Maria, Khedira ve Mesut.  Takımda Ronaldo’nun egosu yine ortada. Takım topları onun ayağına bırakıyor. Ronaldo’da maç 1-1 ken önü boş 2 arkadaşı varken, onlara bakmayıp kaleye vuruyor.  Evet, müthiş şut çekiyorsun, evet çok yeteneklisin ama takımı düşün biraz. Mesut takımın en önemli halkası olacak belli. 0 ego, binlerce düşünce. En iyisini düşünüyor. Basit oynuyor. Taraftar onu sevmekte haklı. Bizde daha hayıflanalım. Khedira ise Bayern’in onu almama sebeplerini boşa çıkaracak, belli. Di Maria ise müthiş bir gol attı maçta. Bir kanat oyuncusu olarak iyi ama önemli dakikalarda o yükü, o formayı kaldırabilir mi bilinmez. Carvalho ise müthiş bir oyuncu. Gerçekten çok profesyonel, bir savunma oyuncusu olmasına rağmen ileri çıkışları güven veriyor. Yani yıldızlar, para, müthiş tesisler, en iyi hocalardan biri. Bunlar güzel futbol için yetmiyor. Ama sonuç için yetiyor.
Buradan, şuraya geleceğim; ülkemizde basın maç kazanılıyor, güzel futbol yok, maç kaybediliyor; 10 tane net pozisyon, deli bambaşka bir oyun ama sonuç 0 deniliyor. Ülkemizde bir problem olduğu kesin. Kimseye güvenilmiyor. Kimseye tam yetki verilmiyor. Mourinho gibi bir adam bile, müthiş bir sistemin olduğu bir takıma zaman isterken, Rijkaard’ın değil 1, değil 2, 5 yıl istemeye bile hakkı var. Sistem yok, alt yapı yok, ülkede 3 büyük olarak tabir edilen takımların bile zemini kötüyken ‘Total Futbol’ amacı zor gözüküyor.
Neyse Real’e geri dönelim. Politikaları çok heyecanlıdır Real’in. Her zaman en iyiyi hedefler. Transferde, hocada, her şeyde. Ama bunu bilinçli yaptıklarını söyleyebiliriz. Ör; Bir M.City gibi yıldız transferi politikasıyla bir ton hücum oyuncusu transfer etmiyorlar. Bugün yedekte oturan tamamen hücuma dayalı 3 oyuncuda genç. Canales ve Leon’un yedek kalmak zoruna gitmez, ama Benzema egosu olan bir oyuncu. Ancak oda şu anki durumuyla buna alışması lazım. Aslında çok iyi bir oyuncu, bunda herkes hemfikirdir. Kaan Kural’ın Durant için kullandığı bir terim var;’ Su gibi akıp gidiyor’. Benzema’da öyle aslında. Su gibi akıp giden bir oyuncu. Hızlı, seri ve çabuk çalım atabiliyor. Kâğıt üzerinde Real’in tek sorunu sol bek. Marcelo bunu kaldıramaz. Aslına çıta çok yüksek. Çıta Carlos. Onu bulamazlar belki, ama Marcelo’da o bölgede çok iyi değil. Arbeloa ise tam bir joker. Bakınca düz bir oyuncu gibi gözükse de, toplar beklenmedik şeyler yapabiliyor. Belletti gibi. Tam bir görev adamı. Mourinho’nun aslında Ronaldo’ya ‘sen tek değilsin ‘i anlatması lazım. Maç zora girince tek kurtarıcı oymuş gibi şut çekiyor. Mourinho’nun onu çekip: “Sadece sen değil, bu takımda ki herkes maçı çevirebilir. Herkes üst düzey burada. Mesut vurur, Higuain top çalar atar, Alonso orta sahadan sallar bir tane o gol olur. Senin işin en iyisini düşünmek.” demeli. Ronaldo’ya artık başka kimliklerde vermeli.
Real ve Barca, bu sene eskisi kadar yalnız kalmazlar. Ama yine onlar en büyük favori. Real ise ne kadar kötü oynasa da, birinci favori onlar. En azında rotasyonu daha geniş. Ve her şeye rağmen kazanması bilen kişilerle dolu bir takım.

Daha devamı var bu yazının ama sonra . . .

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme